“Kürtçe, Wikipedia'nın sözlük bölümü Wiktionary'de dünyanın en zengin 8. dili oldu. Wiktionary İngilizce'nin verilerine göre 168 dil arasında 918 bin 123 kelime haznesi bulunan Kürtçe dünya dilleri sıralamasında sekizinci sırada yer alıyor.”
Evet bu haberi okuduğumda şaşırmadım desem yalan olur. Zira Kürtçe’nin tarihi serüvenine baktığımızda sürekli baskılanan, ötelenen, kendi mensuplarının bile konuşmakta çekindikleri bir dil haline gelmiştir. Dahası aforoz edilmiş, asimilasyona uğramış, hor görülmüş ve adeta hastalıklı bir muamele görmüştür.
Kimine göre “Kar üzerinde yürürken çıkan ‘Kart-Kurt’ sesinden oluşmuş!”, kimine göre tarihi geçmişi olmayan(ve hatta bir dil olmayan), kimine göre ise nenelerimizin kullandığı bir dildir.
Hâlbuki tarihi gerçek hiç de öyle değildir. Kürtçe’nin 5 bin yıla kadar dayandığı tarihi bir geçmişi bulunmaktadır.
İlk Kürt devleti ve ilk atası olarak bilinen Hurriler veya Hurri Devleti, MÖ 3. binyıldan itibaren Sümer, Akkad, Hitit, Ugarit ve Mısır kaynaklarında hakkında bilgiler bulunan, Mezopotamya ve Yukarı Dicle bölgelerinde hüküm sürmüştür. Kürtlerin tarihte kurdukları iki büyük devlet Mervaniler ile Eyyübiler’dir. Daha sonra Medler, Gutiler, Şeddadiler devleti ve bunun yanında birçok da beylik sayabiliriz.
Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072-1074 tarihlerinde yazılmış olan Dîvânu Lugâti't-Türk’te ‘Ardul Ekrad’ denen bir bölgeden bahseder. ‘Kürtler’in Ülkesi’ anlamına gelen bu yerin Mezopotamya ve Yukarı Dicle bölgesi olduğuna işaret eder. Hatta Kaşgarlı Mahmud bir harita ile de bunu desteklemektedir.
Kürtçe, orta dönemdeki kökeni Partça, kadîm dönemdeki kökeni Medce, Hint-Avrupa grubuna giren bir dildir. Kürtçenin lehçeleri Kurmanci (Kuzey Kürtçesi), Soranice (Orta Kürtçe) ve Kelhurice'dir. (Güney Kürtçesi) Ancak Türkiye'de Kürtçe ile kastedilen büyük oranda bu dilin ülkede en çok konuşulan lehçesi olan Kurmancidir. Lekçe de birçok dil bilimci tarafından Kürtçenin lehçelerinden biri olarak kabul edilir. Fonetik açıdan bakıldığında Zazaca (Zazakî) ve Goranca'nın (Goranî) Partça'ya en yakın Kürdî diller olduğu kabul edilmektedir.
İlk Kürtçe alfabesini Latince olarak yazan Suriye asıllı, İstanbul doğumlu Celalet Ali Bedirhan’dır. Kürtçe’nin Miri olarak da bilinen Kürt dilbilimci Bedirhan beyin, Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerinden esinlenerek bu alfabeyi yazmış olduğu söyleniyor. Günümüzde kullanılan Kürtçe alfabe 1933’te yazılan bu alfabedir.
Gırtlak seslerinin fazlalığı Kürtçe’yi biraz zor bir dil haline getirmekle birlikte bu dilin kendine has bir güzelliği de var elbette. Özellikle dengbêjler bunu çok iyi kullanırlar.
Bazen arkadaşlarla kendi aramızda yaptığımız konuşma ve tartışmalarda gerçekten de Kürtçe'nin ne kadar zengin bir kelime haznesine sahip olduğunu görüyor ve hayretimiz gizleyemiyoruz. Bir çırpıda onlarca kelimenin Türkçe karşılığının olmadığını ve yine başka dillere hediye ettiği birçok kelimeye rastlıyoruz.
Bu coğrafyada Kürt bir anne ve babadan doğmuş biri olarak ilk öğrendiğimiz kelimeler de elbette ki Kürtçe olmuştur. Hayatımızın ilk sevinci, ilk hüznü, ilk ağlaması Kürtçe ile olmuş; ilk hayallerimiz Kürtçe ile kurulmuştur. Acılarımız- kederlerimiz, ağıtlarımız-‘kılamlarımız(türkülerimiz) yine Kürtçe ile dile getirilmiştir.
Çok erken kaybettiğim rahmetli annem hem okula gitmemiş hem de Türkçe de bilmiyordu. Nenem de bilmezdi. Babam ise ilkokulu başarılı bir şekilde bitirmişti. Onun Türkçesi fena değildi.
Bizler ilkokula başlamadan tek bir kelime Türkçe bilmiyorduk. “Ali gel, Okul açıldı!” cümleleriyle Türkçe serüvenine başladık. Okullarda Kürtçe konuşmak tamamen yasaktı. Bu yüzden birçoğumuz azar ve hatta dayak yemişizdir. Bundan dolayıdır ki Kürtçe hayal kurup Türkçe konuşma zorunluluğumuz vardı.
Büyüklerimizden ıssız ve kuytu köşelerde Kürtçe ‘Ciroklar’(Masallar), yasaklı ‘Stranlar’(Şarkılar) ve kılamlar dinlerdik. Türkçe’yi tam öğrendiğimizde ise Kürtçe-Türkçe karışımı çok komik konuşmalar ortaya çıkardı. Hele büyüklerimizin Türkçe’yi çat-pat konuşmaları bizleri kahkahalara boğardı.
Netice olarak yasak koymakla, yok saymakla, baskı yapmakla hiçbir şey saklanamıyor ve de gizlenemiyor. Olağana olağandışı müdahaleler her zaman ters tepmiştir.
Yazıyı Kürtçe iki tane atasözü(gotinê pêşîyan) ile bitirmek istiyorum:
“Kerê me çû seferê, hat ji seferê, dîsa kerê berê, dîsa kerê berê!"
“Bizim eşek sefere gitti, döndü, yine eski eşek, yine eski eşek!”
“Hür bajo, kûr bajo, ga meşine!”
“İnce sür, derin sür, öküzleri yorma!”
Selam ve muhabbetle...
Mehmet BİLGİN
30.09.2025
Celil Kocataş
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
Mehmet BİLGİN
MÜKEMMEL DEĞİL, MERHAMETLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRİN!
Mehmet AKGÜN
Emekli Geçinemiyor
Fahrettin ÇELİK
ADIYAMAN ÖZEL İDARE BÜYÜKŞEHİR GİBİ ÇALIŞIYOR
Murat KAVAK
ESKİDEN...
Necati ATAR
BU ŞEHİR VE BU ŞEHRİN YENİ STADI ÜZERİNE ANLIK BİR DENEME
Hanifi Çavuş
YA HIZIR...