KİRVEDEN KANKAYA
(KİRVE OUT, KANKA İN)
Şanlıurfa ilimizde göreve yeni başladığım yıllardı. Bir gün ev telefonum çaldı. Arayan kirvem Mehmet’ti. Sincik’in Şerefhan köyünden.
-Buyurun kirvem! dedim.
Hoş beşten sonra ‘Kiriv’ dedi:
-İki hafta sonra kısmetse çocukları sünnet ettirmeyi ve bir düğün yapmayı düşünüyoruz. Babanla konuştum. ‘Ben rahatsızım, oğlum Mehmet kirveliğe gelsin!’ dedi.
Böyle bir şey beklemiyordum elbette! Kısa bir şaşkınlıktan sonra:
-Tamam, bakalım kirvem! Ben size dönerim. Hayırlı olsun işiniz deyip vedalaştık.
Sonra babamla konuştum. Babam;
‘Oğlum, sen bu kirvelik işini yapsan daha iyi olur.’ dedi. Ben de ister istemez kabul ettim. Normalde hak babamın hakkıydı. Çünkü kirvelik silsile şeklinde devam etmesi gerekiyordu. Fakat babamın gerçekten de ciddi bir rahatsızlığı vardı. Dolayısıyla iş bendenize düşmüştü. Aslında benim asıl kirvem yani sünnetimde bulunan Mehmet kirvenin kardeşi Ramazan kirveydi.
Çeşitli hazırlıklar yaptık. İki çocuk sünnet olacaktı. Her birine bir takım elbise, birer altın; anne-babaya ve ablalara da birer hediye bohçası hazırladık. Tabii bu arada Mehmet kirvem de boş durmamış. O da hediyelerini hazırlamıştı.
Eş dost akrabaya önceden haber vermiştik. Normalde kirvelikte şöyle bir gelenek daha vardır. Aynı köyde olsa bile düğün sahibi kirvenin yakınlarını çağıramaz. Kirvenin kendisi davet etmesi gerekir.
Derken düğün günü geldi çattı. Davet ettiğimiz konu komşu, akraba kalabalık bir grupla yaklaşık 4-5 km uzakta olan Şerefhan köyüne vardığımızda davullu-zurnalı ve zılgıtlar eşliğinde karşılandık.
Yazı anımsatan güneşli bir ilkbahar sabahıydı. Hava güzel, hafiften bir esinti vardı. Köyün bulunduğu yerde manzara müthişti. Hemen doğusunda Nemrut Dağı yanı başımızda sallanıyordu. Güneyde Cendere Köprüsü bir gerdanlık gibi duruyor, Karakuş Tepesi ise tüm ihtişamı ile selamlıyordu. Çok büyük bir kalabalık vardı. Çevre köylerinden tanıdık kim varsa çağrılmıştı. Bu tür davetlerde çağrıldığında gitmemek çok büyük saygısızlık olurdu.
Sünnetçi Abuzer Emmi hazır, çocuklar da hazırdı. Tabii ben de hazırdım. Çocuklarda korku bende de heyecan vardı. Öndeki geniş ve ferah odada iki halı yastık ve bir minder üst üste konulmuş, getirdiğimiz lokumlar da hazır bekliyordu. Yastıkların üzerindeki minderin üstüne oturdum. Büyük çocuğu kucağıma aldım. Çocuğun beti benzi atmış durumdaydı. Ama kaçış yoktu. İki kolundan tuttular. Sünnetçi, büyük kalabalığın salâvatları eşliğinde başladı. Biraz uğraştırdı ama çok şükür ki sorunsuz bitmişti. İkinci çocuğa sıra geldiğinde ortada çocuk falan yoktu. ‘Kaçtı’ dediler. Evin aşağısındaki bir ağacın üstüne çıkmıştı garibim. Oradan yalvar yakar-zor bela getirdiler. Feryat figan ağlıyor. Belli ki korkmuştu. Zor yatıştırdık lokumla, şekerle… Neyse ki iki çocuğun da sünnet operasyonu sorunsuz olmuştu.
Sünnetçi Abuzer Emmi, sünnet işini bitirdikten sonra tepsisini alıp kalabalığın içinde gezdirmeye başladı:
“Allah, Peygamber aşkına!” diye bağırıyor ve davetlilerden yardım ya da bahşiş istiyordu. Çünkü Abuzer Emmi bu işi gönüllü yapıyordu. Derken herkes bir şekilde pamuk elleri cebine atıp gönüllerinden geleni tepsiye koymuşlardı. En son davet sahibi Mehmet kirveme ve bana geldi. Tabii en yüksek parayı kirve ile davet sahibinin vermesi gerekiyordu. Biz de ona göre tepsiye bir şeyler attık.
Bu olayın üzerinden tam çeyrek asır geçmiş. İlk başlarda ya da ilk yıllarda birbirimize gidip gelmeler sık oluyordu. Lakin zaman geçtikçe gidip gelmeler eskiye nazaran azaldı. Şimdi neredeyse bayramdan bayrama(çoğu zaman telefonla) görüşebiliyoruz.
Türk Dil Kurumu’na göre kirvelik,
“Sünnet olan çocuğun bütün masraflarını üstlendikten sonra sünnet ritüeli sırasında çocuğu kucağına alarak korkmaması için teskin eden; elini, kolunu tutan ve bütün hayatı boyunca çocuk üzerinde babasına yakın hak taşıyan kimsedir.”
Kelime muhtemelen Farsça kanalıyla Türkçe’ye geçmiştir, halk ağzında kivre, kiriv, kirivo şeklinde de kullanılmaktadır.
Kirvelik, tarihi temeli bilinmemekle birlikte Hz. İbrahim’den kaldığına dair rivayetler bulunmaktadır. Herhangi bir dinde yeri de bulunmamaktadır.
Daha çok Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde yaşanılan köklü kirvelik geleneği birkaç nesil öncesinde çok daha yoğun ve hatta kutsal bir yere konumlandırılmıştı.
Çünkü bu yaşanılan sürece baktığımızda;
Kirve, çocuğu sünnet ettiren ve yaşam boyu sahip çıkan kişidir.
Kirve, sünnet esnasında çocuğun kanı damladığı için artık o kan bağından daha güçlü bir akrabadır.
Kirve, kirve olduğu evden kız alamaz ve kız veremez.
Kirve, kardeşten öte bir yoldaştır.
Kirve olup kirvelik törenleri yerine getirildikten sonra artık o aileler birbirleri için kutsal sayılırlar.
Peki, gelelim günümüze! Z kuşağı dediğimiz yeni nesilde kirvelik kavramı ve algısı nasıl bir yere sahiptir?
Yeni nesilde kirvelik kavramı modern tabiriyle demode bir vaziyet almış durumdadır. Yeni moda kelime kankadır artık. Zira kirvelik süreci hayat boyudur, zahmetlidir, fedakârlık ister. Lakin kankalık daha kısa sürelidir, belki de günü birliktir. Zahmeti, fedakârlığı daha azdır. Ayrıca sünnet düğünleri de gün geçtikçe azalmaktadır. Artık bu iş hastanelerde, doktorlarımız tarafından çok daha kısa zamanda, daha sağlıklı ve zahmetsiz yapılmaktadır.
Dolayısıyla günümüzde artık kirvelik yerini yavaş yavaş kankaya bırakmaya mahküm duruma gelmiştir.
Yani kirve out, kanka in!
Selam ve muhabbetle...
Mehmet BİLGİN
08.08.2025
Celil Kocataş
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
Mehmet BİLGİN
MÜKEMMEL DEĞİL, MERHAMETLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRİN!
Mehmet AKGÜN
Emekli Geçinemiyor
Fahrettin ÇELİK
ADIYAMAN ÖZEL İDARE BÜYÜKŞEHİR GİBİ ÇALIŞIYOR
Murat KAVAK
ESKİDEN...
Necati ATAR
BU ŞEHİR VE BU ŞEHRİN YENİ STADI ÜZERİNE ANLIK BİR DENEME
Hanifi Çavuş
YA HIZIR...