Sosyolojinin öncülerinden İbn-i Haldûn, eğitim ve öğretimin öğrenci merkezli olmasından bahseder. O, “ilim öğrenenlere göredir!” diyerek “Öğretimin öğrenciyi merkeze alarak planlanmasını, öğretim yöntem ve metotlarının öğrencilerin seviyelerine göre seçilmesini, öğretimin kolaydan zora, basitten karmaşığa düzenlenmesi gerekir.” diyor.
Yaklaşık otuz yıldır bu işin içinde bir eğitimci olarak asırlar öncesinden söylenmiş olan bu sözlerin altına değil imzamı kalıbımı koyarım. Şu ana kadar yaşadıklarım ve gördüklerim ise şudur:
Her değiştirdiğimiz müfredatı öğrenci merkezli diyerek değiştirdik. Lakin her seferinde ezber kalıplarının dışına çıkamadık. Bütün yükü öğretmenlerin sırtına yükledik. Öğrenciyi çemberin merkezindeymiş gibi oyaladık ve onları kenar çizgisinde döndürüp dolaştırdık. Dolayısıyla başarı da bir türlü gelmedi-gelmiyor.
Eğitimde gelişmiş ülkelere baktığımızda öğrenci merkezli uygulamaların ön planda olduğunu görüyoruz. Öğrencilerin ilgi, beceri ve yeteneklerine göre planlamaların yapıldığı ve sistemlerin buna göre geliştirildiğine şahit oluyoruz.
Zira her insan doğuştan farklı yeteneklere sahiptir. Bu yetenek ve istidatlarına göre öğrenme ortamı hazırlanmazsa var olanı da köreltmiş olursunuz. A. Einstein ne kadar güzel özetlemiş bu durumu: “Aslında herkes doğuştan dahidir. Ama siz kalkıp bir balığı, ağaca tırmanmaya göre yargılarsanız, tüm hayatını bir aptal olduğuna inanarak geçirecektir.”
Yapılması gereken;
Herkesi bir şekilde üniversite mezunu yapıp ‘işsiz üniversiteli’ çoğaltma yerine öğrencinin beceri ve kabiliyetine göre ilkokuldan hemen sonra ilgi duyduğu alanlara yönlendirilecek bir sistem geliştirmeliyiz. Bu minvalde, meslek liselerinin alt yapıları ivedilikle geliştirilerek kapasiteleri artırılmalıdır.
Müfredat ezbercilikten ve bilgi yüklemekten uzak; daha sade, etkinlik ağırlıklı, somuttan soyuta, kolaydan zora giden ve öğretene göre değil de öğrenene göre yani öğrenci merkezli bir tarzda olmalıdır. Ayrıca ahlaki ve manevi değerler göz ardı edilmemelidir.
Okullarımız, devletin diğer kurumları ve sivil kuruluşlarla azami derecede işbirliğine gitmelidir.
Kitap okuma alışkanlığı çok önemlidir. Bir toplumun gelişmişlik seviyesi kitap okumayla orantılıdır. Kütüphane sayısı çoğaltılarak çok aktif bir hale getirilmeli; resmi ve sivil kuruluşlar bu konuda koordineli bir şekilde ve velilerin de desteği ile bütün bir toplum seferber hale getirilmelidir.
Öğretmeni bir yükleyici değil de bir yönlendirici, günümüz moda deyimiyle bir ‘eğitim koçu’ olarak görüp ona göre planlama yapılmalıdır. Öğretmen, bilgi aktarma yerine rehberlik yapma konumuna getirilmelidir. Ayrıca öğretmenlerimizin görevlerini daha verimli yapabilmeleri için maddi-manevi sorunlarının giderilip çalışma ortamları düzeltilmelidir.
Alman sosyolog Max Weber'e göre; “Eğitimin esas görevi, kişinin ileride toplumsal yapıda ulaşacağı yere ulaşması için kişileri ve grupları hazırlamaktır.”
Son olarak büyük fikir adamı Nurettin Topçu’nun eğitim ile ilgili çok kıymetli düşüncesini aktarmak istiyorum:
“Eğitim sistemimiz ezbercilikten kurtulmalı, öğretmenlik kutsal bir meslek olarak görülmelidir. Öğrenciler her şeyi bilmek zorunda değildir ve taklitçi olmamalıdır. İlkokul, çocuğun doğasına dönüşümünü sağlamalı, ortaokul insani değerlere yönelik bir öğretim kurumu olmalı, üniversite ise uzmanlaşmayı hedeflemelidir.”
Selam ve muhabbetle…
Mehmet BİLGİN
25.01.2026
Celil Kocataş
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
Mehmet BİLGİN
MÜKEMMEL DEĞİL, MERHAMETLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRİN!
Mehmet AKGÜN
Emekli Geçinemiyor
Fahrettin ÇELİK
ADIYAMAN ÖZEL İDARE BÜYÜKŞEHİR GİBİ ÇALIŞIYOR
Murat KAVAK
ESKİDEN...
Necati ATAR
BU ŞEHİR VE BU ŞEHRİN YENİ STADI ÜZERİNE ANLIK BİR DENEME
Hanifi Çavuş
YA HIZIR...