ÇOK İLGİNÇ BİR VASİYET:
"2134 RAKIMDAN KÜLLERİMİ SAVURUN"
“17 Temmuz 1901 yılında New York’ta doğdu. Radcliffe College'da lisans derecesi aldı, ardından Cambridge'deki Newnham College'dan mezun oldu ve daha sonra New York ve York'taki Columbia Üniversitelerinde eğitim gördü.
Üniversitede mimarlık ve arkeoloji öğrencisi iken bir dergide, Nemrut Dağı’ndaki tanrıların tahtları ile ilgili bir araştırma yazısı okur. O yazı düşlerinde ve bütün bir yaşamında çok ama çok önemli kilometre taşı olur. Buraları yerinde görmek için Nemrut Dağı’na gelmeye karar verir.
1947 yılında Amerika’dan bir grup arkadaşıyla Adıyaman’a gelir ve Nemrut Dağı’ndaki heykellerle ile ilgili çalışmalarına büyük bir özveriyle başlar.
Amerikalı arkeolog, yıllar boyunca Nemrut Dağı’nda bulunan kalıntılar üzerinde araştırmalar yapar, her karış toprağını gezer ve her taşına dokunur. Dağın zirvesinde havasını defalarca ciğerlerine çeker.
Kazılar sırasında ortaya çıkan kitabeleri çok büyük bir heyecanla çözmeye çalışır ve bir çok uzmandan destek alır. Bunun sonucu olarak anıtsal mezar hakkında bazı bilgilere ulaşır. Buralardaki çalışmalarıyla tek başına antik Kommagene'yi dünyaya açmış ve onu tanıtmış bulunmaktadır.
Kendisi bir yıla yakın bir süre çalıştıktan sonra Nemrut ve Kommagene’ye adeta hayran olur. Ona olan sevdasını, aşkını açıklar ve dudaklarından şu tarihi cümleler dökülür:
‘Bundan sonra istemem evlilik filan. Ben artık Nemrut ile evliyim, Antiochos ile evliyim. Gayrı bu tarihi taş eserler benimdir, benim evlatlarımdır. Beni hiç kimse onlardan ayıramaz artık!’
O, Kral I. Antiochos'un yazdırdığı kitabelerde bahsettiği anıtsal mezarın insan yapımı Tümülüs'ün altında olduğuna inanır ve çalışmalarını bu plan ve çerçevede yürütür. Ana hedefi mezar alanına ulaşmaktır.
Yıllarca olağanüstü ve insanüstü bir çalışma hırsı ortaya koyar. Gece gündüz demeden çalışıp anıtsal mezarı ortaya çıkarmak için akıl almaz yöntemler dener.
Kuş uçmaz, kervan geçmez ve kimsenin çıkmaya cesaret edemediği 2134 rakımlı o dağın zirvesine gece gündüz demeden katır sırtında malzemelerini taşıtır. Günlerce inmez oralardan.
Bunun için dağın başında çadırda bir hayat sürdürür. Bazen aç kalır bazen de susuz…
Karanlık gecelerde bir başına sabahladığı çok olmuştur. Yıldızlarla baş başa kaldığında Antiochos’u düşünür, onu hayal ederek uykulara dalar. Öyle ki artık rüyalarında onu görmeye başlar.
O, Nemrut Dağı’nın sınırları içinde bulunduğu Kâhta ve çevre köylerde yerel halkın geleneklerine göre yaşar ve Kürtçeyi öğrenir. Bu nedenle yöre halkı kendisine "Nemrut’un Kraliçesi" adını verir.
Bu çalışmalarına her gün yorulmadan devam eder. Dağın çevresini adım adım gezer ve bütün ayrıntıları kayıt altına alır. Hatta şunu da söyleyebiliriz; bölge halkının dışında oraya çıkan ilk kadın olarak bilinir.
Çalışkan, inatçı, sevgi dolu bir kadındır.
Cesurdur, gözü pektir.
Bir yaşam adar Nemrut’a, Nemrut’un gizemli ve sırlı dünyasına…
Herkesi şöyle uyarır:
‘Buraya çıkanlara söyleyin! Lütfen, rica ediyorum! Bu tarihi taşlara basmasınlar. Bu taşlar, 2000 yıl önce büyük sanatçıların hünerli ve mahir elleri ile yapılmıştır. Bunlar benim her şeyim; çocuklarım, evlatlarımdır!
Ne olur yalvarıyorum herkese, hepinize, bütün bir insanlığa! Çok dikkat ediniz! Onlara saygıda kusur etmeyiniz ve onlara iyi bakınız!’
84 yıllık ömrünün üçte birden fazla kısmını bu dağın zirvesinde bulunan devasa heykelleri araştırmakla geçirir. Tam 31 yıl boyunca araştırır, inceler ve çeşitli sentezler ortaya koymaya çalışır.
Onun en büyük amacı ise yüksek ve ıssız bir yere kendi tapınağını inşa edip tanrıların yanına gömülmek isteyen I. Antiochos’un mezarına ulaşmaya çalışmak ve bu mezarın gizemini ortaya çıkarmaktır. Dikkatini, büyük ölçüde Kommagene Kralı I. Antiochos’un anıt mezarının tam yerinin ve içeriğinin hâlâ keşfedilememiş olması etrafında yoğunlaştırır. Çünkü ona göre Kral Antiochos çok büyük bir komutan, devlet adamı ve zeki bir insandı. Onun o sırlı dünyasına girebilmekti onun bütün hedefi…
Kendisinin dikkatini çeken ve burayı gizemli yapan detaylardan bir tanesi de burada keşfedilmemiş pek çok tünelin bulunmasıdır. Eğer ki bu tünellere ulaşılabilirse zirvenin birçok gizemi de çözülmüş olacaktır.
Dağın efsaneleri arasında Hıristiyanlığın burada başladığından tutun İsa’nın doğumuna ve hatta Noel’in yanlış tarihlerde kutlanmasına kadar farklı noktalara uzanıyor.
O, 1953 yılında yani buraya geldikten altı yıl sonra Adıyaman’ın tanrılar dağı Nemrut’ta bir kadın heykelini gün ışığına çıkarır. Ve bu çalışmayı şöyle kaleme alır:
‘Fırat’a tepeden bakan taht, Mezopotamya’nın ay ışığıyla yıkanan yüzüne, aşağıda gümüş bir ejderha gibi ışıldayan Fırat’a baktım. Gece rüzgârı uğuldayarak esiyordu. Tanrılar dağında bir kadın arkeolog çalışmalardan yorulan gözlerini Fırat’ın seyri ile dinlendirir. Mississippi ile Fırat birlikte akar. O andan itibaren bu zirvede kadının evrensel türküsü söylenir!’
Nemrut Dağı'ndaki uzun çalışmaları neticesinde I.Antiochos Theos dönemindeki dini eğilimlere yeni ışık tutar. Bu dönemde, bölgenin kültürü Babil, Helenistik ve Anadolu kültürleri de dahil olmak üzere çeşitli geleneklerden etkilenmişti. Böylece yapmış olduğu kazılar, paganizm ile Hristiyanlık arasındaki bu geçiş döneminde "kurtuluş" gizem kültlerinin etkisini de belgelemiş oluyordu.
İşte ünlü arkeolog bütün bunların farkında olarak, ömrünün son anına kadar buraya olan ilgisini sürdürür ve çalışmalarına ara vermeden devam eder.
Öldüğünde ise arkasında herkesi şaşırtacak ilginç bir vasiyet bırakır:
Vasiyetinde cesedinin yakılmasını ve küllerinin de birlikte çalıştığı köylü tarafından 2134 rakımlı Tümülüs'ün zirvesinden Fırat’a doğru savrulmasını ister.
Ailesi vasiyetine sadık davranır. Vefat ettiğinde cesedini yakarlar ve küllerini orada savurmak üzere bir kavanozda saklarlar. Daha sonra yeğenleri, onun uzun yıllar önce birlikte çalıştığı kişiyi gelip yaşadığı köyünde bularak, vasiyetinin yerine getirilmesi için durumu anlatırlar. Çalıştığı köylü bu duruma çok şaşırır. Önce kabul etmez. Lâkin ısrarları üzerine onların dediklerini yapmak zorunda kalır.
Bir anlamıyla buraya âşık olan ve kendisi hayattayken en çok arzu ettiği amacına ulaşamasa da, külleri Tümülüs'ün en zirvesinden Fırat Vadisine yani antik Kommagenne topraklarına savrulur.
Böylece o sağ iken çok isteyip de buluşamadığı Kral Antiochos'a, vücudunun cansız külleriyle ve hatta ruhuyla ulaşmış olur.”
Sözünü ettiğim bu kişi, yıllarını Nemrut Dağı’nın gizemini araştırmakla geçiren Amerikalı kadın arkeolog Theresa Goell’dir. Ruhu şad olsun.
Selam ve muhabbetle...
Mehmet BİLGİN
22.10.2025
Celil Kocataş
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
Mehmet BİLGİN
MÜKEMMEL DEĞİL, MERHAMETLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRİN!
Mehmet AKGÜN
Emekli Geçinemiyor
Fahrettin ÇELİK
ADIYAMAN ÖZEL İDARE BÜYÜKŞEHİR GİBİ ÇALIŞIYOR
Murat KAVAK
ESKİDEN...
Necati ATAR
BU ŞEHİR VE BU ŞEHRİN YENİ STADI ÜZERİNE ANLIK BİR DENEME
Hanifi Çavuş
YA HIZIR...