KOMMAGENE KRALLIĞI’NIN ZİRVESİ:
NEMRUT DAĞI
Nemrut Dağı’na çıkarken son köye yaklaştılar. Çocuklar acıkmışlardı. Sevgi Öğretmen Kaptan’a seslendi:
-Hasan Kaptan! Buralarda uygun bir yer varsa bir mola verelim.
-Tamam hocam! Köyün hemen girişinde bir çeşme var. Hem yanı başında da bahçeli çay ocağı var. Orada dururuz.
Vakit ikindiüstüydü. Hasan Kaptan köyün girişindeki çeşmenin başında arabayı durdurdu. Çocuklar arabadan inip çeşmeden akan buz gibi sudan, önce elini yüzünü yıkadılar. Sonra tahta bir oluktan akan sudan kana kana içtiler. Yanlarında getirdikleri yiyecekleri çay bahçesinde iki üç masada birleştirip yemeye başladılar.
Hafif ama serin esen bir rüzgâr vardı. Adıyaman’ın o kavurucu sıcağı geride kalmış, bundan sonra geçecekleri her km yol onları daha da serinletecekti.
Bahçede yaklaşık on masa vardı. Köyde iş güç zamanı olduğu için çok kalabalık yoktu. Yalnızca üç masa doluydu. Onlarda da genellikle ihtiyarlar oturuyordu.
-Niyazi oğlum! Gençlere, misafirlere çay ver, su ver! dedi ihtiyarın biri.
-Tamam emmi! Vereceğim şimdi.
Köy hemen dağın dibindeydi. Bir kaç çay ocağı, kafe ve hatta pansiyon da vardı. Bazı turistler zirveye çıkmadan önce burada konaklıyormuş. Köylüler kendi olanaklarıyla yapmışlardı. Oturdukları bahçe dağın tam yamacındaydı ve karşıdaki dağların yüksek ve keskin yükseltileri oradan net görünüyordu.
Yolun bundan sonrası yokuş yukarı tırmanmaydı. Yaklaşık yarım saatlik bir yol kalmıştı. Birçok araç bu yolu çıkarken zorlanıyor, hararet yapıyor ve hatta yolda kalıyordu.
Bizimkine nazar değmesin! Yılan gibi kıvrılıyor, canavar gibi çıkıyordu. Yolun sonuna geldiklerinde zirveye yaklaşmışlardı. Fakat araçlar bu taraftan tam olarak tümülüs dedikleri zirveye çıkamıyor. Bir kilometrelik yolu yürümek gerekiyordu. Olsun bu zirvede bu yürüyüşe değerdi.
Taşlarla döşenmiş patika yoldan zirveye doğru çıkarken heyecanları da doruğa tırmanıyordu.
Yaklaşık on beş dakikalık bir yürüyüşten sonra heyecanla bekledikleri zirvedelerdi. 2134 rakımlı Nemrut Dağı’nın zirvesinde. Tarihe meydan okuyan 2 bin yıllık Komaggene Krallığı’nın zirvesi. Asırlar öncesinden yeni bir medeniyet inşa eden Antiachos’un ve o meşhur heykellerin huzurunda.
Hava serin hatta üşütüyordu. Güneş ufka yaklaşmış, bir mızrak boyu kalmıştı. Anlayacağınız tam zamanında gelmişlerdi.
Sevgi Öğretmen:
-Evet çocuklar! Güneşin batmasına az bir zaman kaldı. Önce doğu terasını gezip daha sonra batı terasına geçeceğiz ve orada güneşin batışını seyredeceğiz. Onun için seri bir şekilde hareket etmemiz gerekiyor.
Herkes doğu terasındaki heykellerin karşısındaydı. Heyecandan onların neredeyse kalp sesleri duyuluyordu. Burayı anlatacak olan Esra’nın ise kalbi yerinden çıkacak gibiydi.
Esra titrek bir sesle:
-Herkes geldiyse başlayabiliriz herhalde.
Sevgi Öğretmen:
-Tamam Esracım! Başlayabilirsin!
Esra:
-Arkadaşlar! Şu anda tarihi bir mekâna şahitlik ediyoruz. Burası yaklaşık iki bin yıl önce Komaggene kralı 1. Antiachos tarafında inşa edilmiştir. Tümülüsün altında kendi mezarını, üstünde ise kireç taşından tanrıların heykellerini yaptırmıştır.
-Arkeologlar, bu tümülüsün altında kralın mezar odasının ve muhtemelen değerli hazinelerin olduğunu düşünse de, modern teknolojilere rağmen mezarın kesin konumu belirlenememiştir.
İsmet:
-Peki neden?
-Bunun nedeni, sanırım tümülüsün yapısına zarar vermeden kazı yapmanın zorluğu ve taş yığınının karmaşık yapısıdır.
-Şimdi biraz daha yaklaşalım ve yakından görelim onları.
-Gördüğünüz gibi en ortada Zeus, onun bir tarafında çiçekli tacıyla bereket kraliçesi Fortuna, diğer tarafında bilge Apollon duruyor. Apollunun yanında ise Herakles(Herkül) var. Onun hemen yanı başında sivri tacıyla ölümsüzlüğü hedeflemiş fakat zamana yenilmiş Kral Antiachos.
Kenarda da gücün ve kudretin simgesi olan kartal ve aslan heykelleri konulmuş.
Esra devam etti:
-Tümülüs 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapında olup bu yığılmış olan taşlar ise kırma çakıl taşlarıdır.
Abuzer:
-Şu kral büyük adammış vesselam. Böyle bir tepe nasıl aklına gelmiş. Benim en çok merak ettiğim şu koca heykel taşlarını nasıl buralara yerleştirmişler?
Ahmet, Abuzer’e yine takılıyor:
-Sen iyi meraklanon ha Abuzer! Bu kadar merak iyi değil!
Esra :
-Arkadaşımız gayet ciddi bir soru sordu Ahmet! Bu da ayrı bir gizem. Daha halen çözülmüş değil. Yani o da gizemini koruyor.
Abuzer:
-Allah Allah! Ne çok gizemi varmış bu tepenin!
Batı terasında da yine aynı heykeller aynı sırayla yapılmıştı bilge kral Antiachos tarafından. Doğu terasta olduğu gibi burada da heykellerin üzerine oturtulduğu tahtlar yerinde duruyordu. Heykellerin gövdeleri tahtta fakat başları yerde idi.
Güneş artık ufka çok yaklaşmış, muhteşem hüzmelerini her gün olduğu gibi yine heykellere doğru tüm güzelliğiyle uzatmıştı. Fortuna daha da bir güzel görünüyordu.
Orada bulunanlar heykellerle birlikte güneşin nazlı nazlı batışını seyrediyorlardı. Adeta kızıl ile turuncu renkler iç içe geçmiş dans ediyordu. Güneş ufka doğru inerken oradakiler el sallayıp uğurladılar. Umut el sallamıyordu. Çünkü o güneşin batmasını istemiyor ve bu manzaranın sonsuza kadar sürmesini istiyordu. Bir ara heykellerin bulunduğu yere çıktı ve:
-Ey Güneş! Ne olur batma! Sonsuza dek kal orada. Bizi bu güzellikten mahrum bırakma!
Etraftakilerden gülüşmeler…
Güneşin batışıyla birlikte hava soğumaya başladı. Oraya çıkanlar tek tek ayrılıyorlardı.
Sevgi Öğretmen:
-Haydi arkadaşlar! Bizim de gitme vaktimiz geldi. Arabaya doğru inelim.
Ve gizemli tepeden inme vakti gelmişti artık. Arabaya doğru yürümeye başladılar.
Bu arada Sevgi Öğretmen’in talimatıyla Hasan Kaptan arabanın kontağını çalıştırdı ve geri dönüş yoluna girdiler. Çünkü vakit epey geç olmuştu. Aileler merak ederlerdi.
Herkes yorgun düşmüştü. Ama bu yorgunluk tatlı bir yorgunluktu. Diğer taraftan bu olan biteni pazartesi okulda anlatmanın da heyecanı içindelerdi.
Yolun dik inen yokuş aşağısı bitmişti. Kaptan Hasan, arabanın iç ışıklarını kapattı ve müziğin sesini biraz daha yükseltti. Çalan yine Nemrut’un Kızı’ydı:
“Nemrutun kızı yandırdı bizi
Çaktı sillesini felek misali
Sil yazımızı kurtar bizi
Çaktı sillesini felek misali
Mevlam gör bizi” (Alıntı)
Selam ve muhabbetle...
Mehmet BİLGİN
13.10.2025
Celil Kocataş
Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi
Mehmet BİLGİN
MÜKEMMEL DEĞİL, MERHAMETLİ ÇOCUKLAR YETİŞTİRİN!
Mehmet AKGÜN
Emekli Geçinemiyor
Fahrettin ÇELİK
ADIYAMAN ÖZEL İDARE BÜYÜKŞEHİR GİBİ ÇALIŞIYOR
Murat KAVAK
ESKİDEN...
Necati ATAR
BU ŞEHİR VE BU ŞEHRİN YENİ STADI ÜZERİNE ANLIK BİR DENEME
Hanifi Çavuş
YA HIZIR...