ÜÇ KURUŞLUK AKLIMIZ VAR, ONU DA ÇOK GÖRMEYİN
Her kamu kurum ya da kuruluşunun yeri geldiğinde kendini koruyacak yüzlerce, binlerce çalışanı var.
Bizim herhangi bir sorunu dile getirirken ya da düşüncelerimizi yazarken herhangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun içine düşeceği durumu düşünmek gibi bir zorunluluğumuz yok.
Biz kamu çalışanı değiliz, herhangi bir kamu kurum ya da kuruluşundan maaş falan almıyoruz.
Kamu haklarını ya da çıkarlarını savunmak kamuda çalışanların sorumluluğundadır. Bizim sorumluluğumuz, herhangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun görevini aksatmasından ya da eksik yapmasından dolayı mağdur olan vatandaşların mağduriyetini gündeme getirmektir.
Devlet aklıyla düşünüp, her dile getirilen sorunda sorunu dile getirenlere saldıranlar olduğu gibi, ne yazık ki herhangi bir kamu kurum ya da kuruluşunun işini düzgün yapmadığından dolayı, şehirde yaşanan aksaklıklarla ilgili sorunları dile getirenlere -durumdan vazife çıkarıp- saldıranlar da olmuyor değil.
Bizler birey olarak ne devlet ne de bir başkasının aklıyla düşünmek zorunda değiliz. Kalan üç kuruşluk aklımızı bir başkasına kiraya verecek hiç değiliz.
Yaşadığımız şehre ve o şehirde yaşayan sessiz çoğunluğa karşı olan sorumluluğumuzu, kırmadan, dökmeden ve yasaların bize biçtiği sınırlar çerçevesinde dile getirmeye çalışıyoruz. Bu aynı zamanda asgari ölçüde bir vicdani sorumluluktur.
Gücün yanında yer almanın ne denli rahatlık verdiğini bilmiyor değiliz.
Sırtımızı yerelde ve genelde iktidara yasladığımızda nasıl bir dokunulmazlık zırhına bürüneceğimizi bilmiyor değiliz.
Bize dokunmayan yılana bulaşmadığımızda,
Etliye sütlüye, karışmadığımızda,
Suya sabuna dokunmadığımızda,
Fincancı katırlarını ürkütmediğimizde,
Size soğumuşsa bize pişmiş dediğimizde hiçbir şekilde başımızın ağrımayacağını bilmiyor değiliz.
Ama biz ağrımayan bir başımız yerine, başımızı yastığa koyunca sızlamayan bir vicdanımız olsun istiyoruz.
Rahat uyuyalım, derin uyuyalım, güzel rüyalar görelim, hulyalara dalalım diye bir derdimiz yok...
Bireysel olarak bizim de herkesin olduğu gibi yüzlerce derdi var, yolunda gitmeyen işleri var, gelecekle ilgili kaygısı var, ailesini geçindirmek gibi bir yükümlülüğü var, bunu söylersek, bunu yazarsak başımıza bir şey gelir mi gibi bir endişesi var...
Bizim de herkes gibi başından aşkın yüzlerce sorunu var yani...
Ama hiçbir sorunumuz, bu şehrin genelinin yaşadığı bir sorundan daha önemli olamaz.
Hiçbir kişisel çıkarımız, bu şehrin genel çıkarından daha önemli olamaz.
Kendimizin ve çocuklarımızın geleceği bu şehrin geleceğinden daha önemli olamaz.
Dolayısıyla şehirde yaşanan sıkıntılarla ilgili yazılar yazarken, şehirdeki kamu kurum ve kuruluşlarının yöneticilerinin ve çalışanlarının içine düşeceği durumu değil, şehir ahalisinin günlük yaşamına olumlu bir etkisinin olup olmayacağını önemsiyoruz.
Devletin ya da kamu kurum ya da kuruluşlarının aklıyla düşünüp vicdanını askıya alanlar trollük görevini yerine getirmenin rahatlığıyla başlarını yastığa koduğunda rahat uyuyabilirler.
Bizim rahat uyumak gibi bir derdimiz yok, 8 saat çalışıp, 8 saat dinlenip, 8 saat uyumak gibi bir felsefemiz de yok. Gecenin değişik saatlerinde, kesik kesik olmak kaydıyla, toplamda 3 saat gibi bir uyku şimdilik yetiyor da artıyor bile.
Unutmayın ki bu ülkede görevini yapmayanların ve görevlerini aksatanların ve görevini ihmal edenlerin başlarına bugüne kadar hiçbir şey gelmemiştir. Kimin başına ne gelmişse yaşadığı şehrin ve ülkenin geleceği ile ilgili duyduğu kaygıları dile getirdiğinden gelmiştir.
Şehir ahalisinin yaşadığı sıkıntılara karşı kör, sağır, dilsiz kesilip başını yastığa koduğunda rahat uyuyan bir kafamız olacağına, varsın şehrin içinde bulunduğu durum ve geleceği ile ilgili duyduğu kaygılardan zonklayan ve uykuya küsen bir kafamız olsun...
