KAYBETTİK
Şam'ı kaybettik.
Bağdat'ı kaybettik.
Filistin'i, Kudüs'ü, Gazze'yi kaybettik.
Şimdi elimizde Amerikan ve İsrail malı telefonların ışıklarını açarak, "Gazze'ye umut ışığı ol" yürüyüşleri düzenliyoruz.
Ve sesimizi Amerikan ve İsrail ürünü olan sosyal medya aracılığıyla duyurmak istiyoruz dünya kamuoyuna; dünya kamuoyunun yaşanan vahşetten haberi yokmuş gibi.
Ve İsrail'i ve Amerika'yı yine İsrail ve Amerikan ürünü olan kitle iletişim araçları ile kınıyoruz.
Dünyadan bi haber olan dünyadan habersiz yaşarmış.
Sanırsın bir tek biz biliyoruz Gazze'de çocukların açlıktan öldüğünü.
Sanırsın bir tek biz biliyoruz Gazze'de yaşanan katliamı.
Sanırsın bir tek biz yürüyoruz Gazze için.
Ve sanırsın dünya haberdar değil Amerika ve İsrail ile olan dostluğumuzdan, ticaretimizden, işbirlikçiliğimizden...
***
Şam'ı kaybettik.
Bağdat'ı kaybettik.
Filistin'i, Kudüs'ü, Gazze'yi kaybettik.
Onurumuzu, insanlığımızı, haysiyetimizi, vicdanımızı kaybettik göz göre göre...
Kaybettiğimiz her şeyi cep telefonlarımızın ışıkları ile bulmaya çalışır gibi yürüyoruz şimdi...
Dünyanın söz geçiremediği,
Birleşmiş milletlerin aciz kaldığı,
Adına İslam ülkeleri denilen Amerikan uşaklarının kınamaktan öte açıklama yayınlayamadığı Gazze'de, açlıktan ölen masum çocukların cesetleri dağ gibi yükselirken, biz elimizde cep telefonlarımızın yanan ışıklarıyla yaşanan vahşeti durduracağımıza inanıyoruz.
***
Bir konuda çok az yazıyorsak ya da hiç yazmıyorsak yazdıklarımızın hiçbir işe yaramayacağına olan inancımızdandır.
Gazze konusu da bu konulardan biridir.
Konu ile ilgili olan utancımız, yaptıklarımızdan dolayı değil, yapamadıklarımızdan dolayıdır.
Kalem utanıyor açlıktan ölen çocukları yazmaktan.
Dil utanıyor Gazze'de yaşananları konuşmaktan.
Vicdan utanıyor yaşananlara karşı sızlamaktan başka hiçbir şey yapmamaktan.
Ama ellerinde Amerikan ve İsrail malı telefonlarıyla, suya sabuna dokunmayan, fincancı katırlarını ürkütmeyen ve gücün yanından dahi geçmeyen sloganlarla İsrail'i dize getireceğini sananlar utanmıyor.
***
Bu bir deniz yıldızı hikayesi değil.
Bu bir karınca hikayesi değil.
Bu elle düzeltilmeyecek bir haksızlığın, dille düzeltileceği bir haksızlık değil.
Bu hiç değilse safımız belli olsun diyerek üzerinden kahramanlık taslanacak bir hikaye değil.
Bu üç-beş kişinin bir araya gelip slogan atarak, lanetleyerek, kınayarak üstesinden geleceği bir vahşet değil.
Bu katil bir devletin, olmasa market raflarının boşalacağı ürünleri boykot ederek çözülecek bir mesele değil.
Bu onbinlerin, yüzbinlerin, milyonların sokağa dökülerek, bayrak yakarak, kahrolsun diyerek durduracağı bir zulüm değil.
Öyle olsa bu zulüm başlamadan biterdi zaten.
Öyle olsa on binlerce masum insan katledilmekten, yüzlerce çocuk açlıktan ölmekten kurtulurdu zaten.
Gazze'de yaşanan vahşet, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin elindeki kozları kullanarak gidereceği ya da durduracağı bir vahşettir; senin, benim, onun, ötekinin, berikinin yürümesiyle, bağırıp çağırmasıyla, kahrolsun demesiyle sona erecek bir vahşet değil.
***
Kahrolsun demekle kahrolunsaydı İsrail, yaşasın demekle yaşanılsaydı Filistin çoktan yaşardı zaten.
40 yılı aşkın bir zamandır bütün bağırmalarınızın, protestolarınızın, lanetlemelerinizin bir tek Filistinli çocuğun yaşamasına dahi yetmediğini görmediyseniz, elinizde katil bir devletin en büyük hamisi Amerikan malı telefonlarınızın ışıklarıyla Gazze'de yaşanan vahşeti sona erdireceğinize inanmaya devam edin.
Umulur ki beylerin saltanatına zeval gelmesin kaygısıyla körelttiğiniz kalbinizin, vicdanınızın, yüreğinizin ışığı, cep telefonlarınızın şarjına bağlı olan ışığın ki gibi süreye bağlı değildir.
