EY ŞEHİR!
BİZİ, SENİ UZAKTAN SEVMEYE MECBUR EDENLER UTANSIN!
Aziz Nesin, öykülerinin birinde köyde yaşamanın dayanılmaz güzelliğinden bahseder.
Tavukları yemlemek şöyle güzel, kümesten yumurta almak böyle güzel, bostandan domates toplamak şöyle güzel derken, bu öyküyü okuyan Diyarbakır'dan bir okuru Aziz Nesin'e musallat olur, yakasını bırakmaz.
Peş peşe mektuplar yazar, illaki bizim memlekete geleceksin diye.
1, 2, 3 derken Aziz Nesin yakasını kurtaramayacağını anlamıştır.
Bir de Diyarbakır'ı görsek ne kaybederiz ki diyerek kalkıp yola revan olur.
Bizimki Aziz Nesin i otogarda karşılar.
Aziz Nesin Diyarbakır'ın lüks otelleriden birinde konaklayacağını düşünürken bizimki alıp bunu köyüne götürür.
Aziz Nesin her ne kadar evde kalamayacağını ısrarla söyleyip ayak direse de bizimki ısrar konusunda Aziz nesin'den daha baskındır.
Aziz Nesin yakasını kurtaramayacağını anlayınca çarnaçar bizimki ile birlikte köy yoluna koyulur.
Hikaye uzun...
Bizimki sabahın köründe daha kargalar kahvaltısını yapmadan kümesten yumurtaları alması için Aziz Nesin'i uyandırır.
Aziz Nesin daha ne oluyor demeye kalmadan, kalk kümesten yumurta almaya gidiyoruz der.
Etme eyleme diyen Aziz Nesin'i dinleyen yoktur.
Hadi dediğin gibi olsun diyen Aziz Nesin kümesten yumurta alırken tavukların hışımına uğrar.
Bizimki, tamam, yumurtaları aldım hadi kahvaltı yapalım, diyen Aziz nesini dinlemez, domates toplaması için bostana götürür. Sonra tarlaya, ekine, dereye derken gün öğleyi bulur.
Aziz Nesin, Diyarbakırlı köylü vatandaşımız tarafından götürülmek istendiği her yere şiddetli bir şekilde itiraz eder ama nafile.
Bunlar dağ bayır dolaşırken köylünün hanımı kalkmış, hamuru yoğurmuş, bazlamaları, taplamaları yapmış, ayranı, çayı hazırlamıştır.
Dönüşte karınlarını bir güzel doyurduktan sonra Aziz Nesin, Kürt yer, çarığına bakar, diyerek akşam olmadan kendisini otogara bırakmasını ister.
Bizimki bıyık altından güler. Kürt yer, çarığına bakar ama Kürt olan benim sen değilsin ki. Dün bir, bugün iki. O özlediğin köy hayatını sana yaşatmadan bırakmam, en az bir hafta misafirimsin. Şimdi kalkıp gidersen bana hakaret etmiş olursun, bir daha bu köyde kimsenin yüzüne bakamam der.
Aziz Nesin ben geceleri horlarım, duş almadan uyuyamam, çıplak yatmak gibi bir huyum var dese de, bizimkinin bir kulağından girip diğerinden çıkar.
Aziz Nesin artık kendini köyde bir misafir değil, bir rehin gibi görmeye başlamıştır.
Birkaç kez kaçmaya teşebbüs eder ama köylü vatandaş her daim Aziz Nesin'in bir emri isteği olur diye yanıbaşından ayrılmamakta kapısından nöbet tutmaktadır.
Hikaye uzun..
Çocuk ağlamalarından köpek havlamalarından gözüne uyku girmeyen Aziz Nesin kinci gecenin sabahında yakasını kurtarmak için evinde misafir kaldığı köylünün yakasına yapışır.
Bana bak hemşerim der, sen beni tamamen yanlış anlamışsın, ben köyleri severim ama uzaktan, köy yaşamını severim ama uzaktan, köylüleri severim kendi köylerinde yaşadıkları sürece. Kendim, köyden de, köy yaşamından da, köyde yaşamaktan da nefret ederim...
***
Ara ara şehrimiz üzerine yazılar yazıyoruz.
Trafik çilesinden, çukurlardan, enkazlardan, molozlardan, gecekonduları aratan yapılaşmasından bahsediyoruz.
Şehrin içine girince çıkılamayan vaziyetini anlatıyoruz.
Bitmek bilmeyen altyapı çalışmalarının insanları nasıl çileden çıkardığını yazıyoruz.
Ama her şeye rağmen yine de kıyamadığımız güzelliğini anlatmadan duramıyoruz.
Fakat şimdi geldiğimiz nokta itibariyle şehir gerçekten ancak uzaktan bakınca, gezmeyince, dolaşmayınca, içinde yaşamayınca daha bir güzel geliyor bize.
Aşina olduğumuz insan yüzlerini göremiyoruz. Demografik yapısının değişmesinden midir yoksa insanların gerçek yüzünün ortaya çıkmasından mı bilemiyoruz ama şehirde gezmekten korkuyoruz.
Şehir iki türlü güzel geliyor bize; bir, uzaktan bakınca, iki, eski günlerini hatırlayınca.
Bir de gözlerimizi kapatıp, resmi zevatların ağızlarından şehre yapılanları dinleyince... O kadar güzel bir şehir manzarası geliyor ki gözlerimizin önüne hani kendimizi cennette yaşıyormuşuz gibi hissettiğimiz anlar oluyor.
Ama gözlerimizi açınca ve çıkıp şehir dolaşınca yaşadıklarımızın yazdıklarımızdan kat be kat beter olduğunu görüyor ve daha çok üzülüyoruz.
Çukurlarına, trafik çilesine, bitmek bilmeyen altyapı çalışmalarına, hayat pahalılığına, her şeyine, her şeyine katlanırız da bu şehrin, değişen demografik yapısına alışmak nedense öyle kolay gelmiyor bize.
***
Şimdi uzaktan uzaktan şehrimizi sevmeye devam edenlere diyoruz ki, şehrimizi uzaktan sevmeye devam edin. Hayati bir mevzu söz konusu olmadığı sürece buralara gelmeyin. Şehir yaşanılır hale geldiğinde biz zaten sizi haberdar eder ve gelişinizi dört gözle bekleriz.
Eğer bize inanıyorsanız bilin ki vaziyet yazdıklarımızın çok çok ötesinde kelimelerle anlatılamayacak kadar vahimdir, yok, inanmıyorsanız buyurun gelin ebenizin örekesini görün...
