EVET, İSYAN!
Şanlıurfa'dan Mardin'e,
Gaziantep'ten Malatya'ya yüzlerce kilometrelik kanallardan ve tünellerden Adıyaman'dan taşınan sularla her bir yerin su ihtiyacı giderilecek ama kendimiz yanı başımızdaki sulardan faydalanamayarak susuzluktan kırılacağız.
Eş dost, hısım, akraba, çarşı,pazar, düğün, taziye ziyaretlerini hizmet olarak gören bir şehrin ahalisine bu zulüm az bile...
Kola dökmek için sokağa döküldünüz,
Tütün için sokağa döküldünüz,
Kaçak cep telefonlarını rahatça satabilmeniz için bile sokağa döküldünüz ama haftalardır akmayan sularınız için meydanlara çıkmayı bir türlü akıl edemediniz.
Kendi topraklarımızda yapılan barajlardan yüzlerce kilometre ötedeki şehirlere yüzlerce kilometrelik kanallar yapılarak su taşınırken kendimiz burada neden susuzluktan kırılalım.
Tamam, komşu illerin vatandaşları kadar kıymetimiz olmayabilir,
Komşu illerin bürokrasisi kadar güçlü bir bürokrasimiz olmayabilir,
Vekillerimiz al gülüm ver gülüm birbirlerini ziyaret etmekten arta kalan zamanlarını bizleri ziyaret ederek hizmetlerin en büyüğünü yaptığını sanabilir,
Bu şehrin sakinleri başlarına gelen her musibeti kader olarak görebilir,
Ama sonuçta insanız be kardeşim,
Kaldı ki hayvanlar bile üç gün susuz bırakılsa bağırmaktan bütün şehri ayağa kaldırırlar.
Biz burada 3-5 sosyal medya kullanıcısı ancak kendimize yeten sesimizle sorumluları bir şeyler yapmaya zorluyoruz.
Ama gelin görün ki şehrin geri kalanı Kuzuların Sessizliğine bürünmüş büyük bir sessizlikle sularının akacağı günü bekliyor.
Beklesinler.
Şunun şurasında kış mevsimine ne kaldı.
İnsan bu şehirde yaşamaktan değil ama yaşadığı her zulmü sineye çeken insan yığınlarından ve sorumluların her şey yolundaymış gibi bunca sorumsuz davranmasından utanıyor gerçekten...
