İlk Sahur
Uyku tutmayınca mutfağa geçtim.
Çay koydum.
Kısık ateşte suyun kaynamasını beklerken balkona çıktım.
Serin bir hava, gri bir gökyüzü vardı; aysız ve yıldızsız...
Yaşama terk edildiğimiz kıyamet sabahından sonra yaşadığımız üçüncü Ramazan'dı.
Üçüncü yaş günüydü hepimizin.
Kimimiz, bir kıyamet sabahına uyandığını ilk gün,
Kimimiz günler sonra anlamıştı o gün yeniden doğduğunu.
Ramazan sevinç ayı değildi bizim için
Eğlence ayı değildi hiçbir zaman
Madem aç kaldık susuz kaldık o kadar
Öyleyse keyfini çıkaralım demek gelmezdi aklımıza.
Şarkılı, türkülü, ilahili programlar yapılır garipserdik,
Garipserdik mahyalarda ışıl ışıl 'Ramazan Sevinci' yazılarını görünce.
Kutsal bir ayın
Kutsanırcasına eğlence malzemesi yapılmasına şaşırmayanlara şaşırırdık en çok.
Şimdi
Binlerce aile
Üçüncü Ramazan'ın ilk sahuruna
Ve bundan sonra kalkacakları bütün sahurlara
Sevdiklerinden uzak hazırlanırken
Nasıl bir sevinçten bahsedilir bilemem.
En çok onları düşünüyorum şimdi
Sevdikleriyle birlikte kalktıkları sahurları
Oğlum sen fırına git
Kızım sen de kalk bi çay koy deyişlerini
Telaşlı hallerini
Mutfakta koşturmacalarını
Gülüşlerini...
Ve şimdi
En sevdikleriyle bir daha asla birlikte olamayacağını anladıklarında
Sofraya uzun uzun bakan gözlerini
Zeytine peynire ekmeğe uzanan ellerini
Ve tam sevinecekken
yüzlerinin ortasına çöken
Ve bir daha ayrılmayan donuk gülüşlerini...
Bir seher vaktinde değil
Bir sahur vaktinde
Telefona sarılıp uyandıramayacağın
Ve bir daha asla konuşamayacağın
ve görüşemeyeceğin dostlardan uzak olmak da ayrı bir acı...
Hatırladıkça
Ki hatıraları ile yaşar insan
Çöküyor göğsüne ince bir sancı.
Eskiden
Işıkları erken yanardı evlerin ilk sahurda
Gecenin her saatinde gelip geçenler olurdu
Yüksek sesle konuşanlar
Şakalaşanlar
Kahkaha ile gülenler
Fırından aldıkları ekmek soğumasın diye hızlıca yürüyenler
Şimdi onlar neredeler ne haldeler bilemem
Eski günlerden kalma
Bir gülüşleri kalmışsa
Hiç bitmesini isterim
Hiç yitirmesinler isterim kalmışsa bir yaşama sevinçleri...
Balkonda
Aysız ve yıldızsız bir gecede
Gri ve serin bir gökyüzünün altında
Sessizce bekliyorum ilk sahurun ilk saatlerini
Ne yanan ışıkları var evlerin
Ne telaşla koşturanlar var sokakta
Ne de kaldırımlarda hızlıca yürüyenler...
Sessizce akıyor zaman Enkazların
Yığınların
Molozların altında atılan binlerce çığlığın kimselere ulaşamayan sessizliği gibi
Sessizlik
Ne büyük gürültüymüş meğer
Kimselere ulaşmayan sesinin olması en büyük sessizlikmiş de insan yaşamayınca bunu hiç bilmezmiş.
Durgun bir su
Suyun üstünde yüzen ölü bir balık gibi
Sessizce akıyor zaman
Uyandığımız kıyamet sabahından sonra girdiğimiz üçüncü Ramazan'ın ilk sahurunun ilk saatlerinde
Donarak can veren
binlerce insanın hatırasına
Üşüdüm demekten utanıyor insan...
1 Mart / 03.56
