Köyde Büyük Telaş: Seçim Yaklaşıyor
Seçim yaklaştıkça köyün havası değişmişti. Tavuklar bile kümesten çıkarken “Acaba hangi adayın yemini yiyoruz?” diye düşünür olmuştu.
En çok da “Küçük Eniştenin keyfi kaçmıştı. Eskiden köye girdi mi herkes elini öper, çayını tazelerdi. Şimdi kahveye giriyor, kimse yerinden kalkmıyor. Bu duruma içerlemiş, başlamış oba oba gezmeye. Küçük Enişte gezip ilgi görmeyince yanındakilere çıkışmış: “Her gittiğim yere bizim kabileden adam götürün. Bir de şebek olsun, ortam yumuşasın!”
Ertesi gün gittiği yerde bir bakmış, meydan baştan sona kendi adamlarıyla dolu; obadan kimse yok. Bu sefer sinirlenmiş: “Fotoğraf çekin! Eski resimlerimi kullanın! Montaj yapın, kalabalık görünsün! Tanınmasın diye başka köyden adam getirin, yemeğini verin, harçlık verin!” demiş. Gittiği obanın önü de öyle çamurmuş ki kedi bile yürüyememiş.
Bu arada köyde aday sayısı mantar gibi çoğalmaya başlamış. Sebze tüccarı geçen seçimden umudu kesmiş, bu sefer ilçede mahalle muhtarlığına göz dikmiş: “Orası daha garanti,” diyormuş.
“Sen Bilirsin Abi” lakaplı aday ise işi profesyonelliğe dökmüş. Yanına iki genç almış: “Bundan sonra konuşmamı siz yazın, gezi programımı siz hazırlayın,” demiş. Gençler şaşkın: “Abi köyde gezecek iki sokak var.” “Olsun, programlı gezelim,” demiş.
Derken aşiretten yakışıklı bir genç çıkmış ortaya. Her yerde aynı cümleyi kuruyormuş: — “Eski muhtar beni destekliyor, bu iş bitti.” Ama eski muhtarın bundan haberi var mı, onu bilen yokmuş.
Esnaf bir aday da varmış, esbap satıyormuş. Kahvede çay içerken: “Ben de bitirdim bu işi, falan şeyhin müridiyim, beni destekliyor,” diyormuş. Millet arkasından fısıldaşıyormuş: — “Geçen seçimden kalan borcunu bitiremedi, seçimi nasıl bitirecek?”
Genç bir aday daha çıkmış. Çok çalışıyor, her yerde görünüyor, “Ben aşiretin adayıyım,” diyormuş. Arkasından konuşan da çokmuş: “Daha genç, ne yapabilir ki?” diyorlarmış.
________________________________________
Karşı Köyde Durumlar Daha Karışık
Köyde seçim olur da dedikodu olmaz mı? Kahvede sabahtan akşama dedikodu… Karşı köyde ise işler daha karışıkmış. Bir kadın aday sessiz sessiz çalışıyormuş. Ortalarda pek görünmeden, kapı kapı dolaşıyormuş. Herkes onun için: “Az konuşuyor ama çok iş yapıyor,” diyormuş.
Babaannesinin elbiseleriyle gezen bir aday ise bir gün sinirlenmiş: “Ben böyle değilim! Stilistim yok diye kimse beni hafife almasın. Bu sefer anamın elbiselerini giyeceğim!” demiş.
Tınçıklı Ayten ise her zamanki gibi saçını savura savura meydanda dolaşıyor, herkese: “Benim oyum gizli ama gönlüm belli,” diyormuş. Çok gezen bir aday da varmış; sabah karşı köyde, öğlen kahvede, akşam düğünde... Millet: “Bunun vitesi boşa alınmıyor, vallahi tehlikeli, habire çalışıyor,” diyormuş.
Bu arada köy yolları çamur olunca ayakkabılar perişan olmuş. Ayakkabı boyacıları köşeyi dönmüş: “Seçim her sene olsa keşke!” diyorlarmış.
Ankara’da yaşayan bir aday da varmış. Kendisi köyde görünmese de sağlam bir ekip kurmuş. Köydekiler: “Adam uzaktan kumandayla adaylık yapıyor,” diye konuşuyormuş. Köyün eski ağası ise: “Ben yine adayım, herkes ayağını denk alsın! Benim hanım etkili yerde, söylerim ona, gerisine karışmam,” diye geziyormuş.
Başka bir aday ise şimdilik ismini vermeyerek; “Malatya’nın ağası beni destekliyor,” diyormuş alttan alta. Tabii bunların hepsi şimdilik sadece muhtar aday adayı...
Tüm bu yaşananlar en çok Küçük Eniştenin canını sıkıyormuş. “Son anda karşı köyden gelen olur da muhtarlığı ve tüm azaları kazanır mı?” diye uykuları kaçıyormuş.
Bir de eski muhtar adayı varmış. Son günlerde köye gelip mevlit şekeri dağıtmış. Millet birbirine soruyormuş “Kim için dağıttı bu şekeri?” Biri demiş: “Herhalde kendi siyasi hayatının mevlidini okuttu.”
Köyün yaşlısı kahvede son noktayı koymuş. “Evlatlar, kim seçilirse seçilsin; yollar yine çamur, kahvenin çayı yine açık olacak. Siz seçimi tartışın ama kim kazanırsa kazansın; yol yine çamur, söz yine bol, iş yine yok olacak.”
Köyde seçim değil, sanki tiyatro oynanıyormuş ama ne garip ki herkes başrol peşindeymiş.