https://www.mercekhaber.com/files/uploads/user/a390e77f092cf2b39c9954a6a055e20e-6ee4d4e9e6463140c19a.jpeg
Celil Kocataş

Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar

27-01-2026 20:54

Bu ülkede devlet yönetimi uzun zamandır ikiye ayrılmış durumda:
Makamında oturanlar ve sahada olanlar.
Bir tarafta; programdan programa koşup boy boy fotoğraf veren, kürsülerde süslü cümleler kurup halkın gerçek derdine dokunmayanlar var. Diğer tarafta ise ayakkabısı çamur olacak diye sokağa çıkmaktan çekinmeyen, krizi raporlardan değil, vatandaşın gözünden okuyan yöneticiler…
Adıyaman ve Malatya valileri, bu ikinci grubun nadir örnekleri.
Bu iki vali, devletin sadece tabeladan ibaret olmadığını sahada gösteriyor. Afette, yıkımda, yoklukta, çaresizlikte halkın yanında duruyorlar. Kamera için değil, çözüm için oradalar. O yüzden sevilmeleri tesadüf değil. O yüzden güven uyandırıyorlar.
Ama tam da bu yüzden rahatsızlık yaratıyorlar.
Çünkü sahaya inen bir vali, makamdan çıkmayanı ele verir.
Çünkü halkla konuşan bir yönetici, halktan kopanı sorgulatır.
Çünkü işini yapan, yapmayanı açık eder.
Açık söyleyelim: Bu ülkede bazen sorun, kötülük yapanlar değil; işini fazla iyi yapanlardır. Kendi konforunu bozmayanlar, başkasının bozmasından hoşlanmaz. Kendi yapmadığını yapan birini “fazla” bulur. “Acaba”lar işte böyle başlar.
Bu yüzden endişe etmekte haksız değiliz.
Halkla bu kadar iç içe olan, bu kadar görünür, bu kadar güven veren yöneticilerin birilerini tedirgin etmesi şaşırtıcı değil. Çünkü bazı koltuklar hizmetle değil, sessizlikle korunur.
Ama şunu herkes bilsin:
Biz bu ülkede ayakkabısı çamur olur diye sokağa çıkmayan valileri de gördük. Felaketi makam odasından izleyenleri de tanıdık. O yüzden bugün sahada olanlar “istisna” değil; olması gerekenin kendisi.
Kim ne derse desin, kim hangi kulisten rahatsız olursa olsun;
devlet, halktan kaçınca büyümez.
Devlet, halkın içine girince güçlenir.
Bugün Adıyaman ve Malatya valilerinin arkasında bir siyasi hesap yok. Arkalarında halk var. Ve halkın hafızası, sanıldığından çok daha güçlüdür.
Bunu da not düşelim bir kenara

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz Ahlakın Partisi Olmaz Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde buyuk telaş Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın 10 ocakta hatırlananlar Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi