https://www.mercekhaber.com/files/uploads/user/a390e77f092cf2b39c9954a6a055e20e-6ee4d4e9e6463140c19a.jpeg
Celil Kocataş

28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi?

24-12-2025 14:49

Celil Kocataş
[email protected]
28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi?
2026 yılı için belirlenen 28.075 TL’lik yeni asgari ücret, mevcut ekonomik koşullar ve hızla artan yaşam maliyetleri dikkate alındığında, geçinmekten çok ayakta kalma mücadelesini çağrıştırıyor. 23 Aralık 2025’te yapılan resmi açıklamayla netleşen bu rakam, milyonlarca çalışan için ne yazık ki temel ihtiyaçları karşılamada sınırda bir gelir anlamına geliyor.
Bir tabloyla durumu daha net görelim: “Yeni net asgari ücret: 28.075 TL, Açlık sınırı (4 kişilik aile): 29.828 TL, Bekâr bir çalışanın aylık yaşam maliyeti: 38.752 TL, Türkiye genelinde ortalama konut kirası: 24.898 TL” Rakamlar açıkça şunu söylüyor: “Asgari ücret, daha cebinize girmeden yetersiz kalıyor.”
Türkiye genelinde ortalama kiraların 24-25 bin TL bandına dayanması, tek bir asgari ücretin neredeyse tamamının yalnızca barınmaya gitmesi demek. Elektrik, su, doğal gaz, ulaşım, gıda, sağlık ve eğitim gibi temel giderler ise adeta “ekstra lüks” haline gelmiş durumda. TÜRK-İŞ verilerine göre, Kasım 2025 itibarıyla açlık sınırı 29.828 TL.
Yani yeni asgari ücret, dört kişilik bir ailenin sadece gıda harcamasını bile kağıt üzerinde karşılamıyor. Bu tablo, “insanca yaşam” kavramının ne kadar uzağında olduğumuzu gözler önüne seriyor. Maaşlara yapılan %27’lik zam, yıl boyunca süren yüksek enflasyon, artan faturalar ve temel tüketim ürünlerindeki fiyat artışları karşısında kısa sürede etkisini yitirme riski taşıyor.
Uzmanlar bu nedenle asgari ücretin, artık bir “geçim ücreti” değil, “hayatta kalma ücreti” haline geldiğini vurguluyor. Elbette istisnai durumlar da var. Eğer tek başınıza yaşıyor, kira ödemiyor ya da çok düşük bir kira veriyorsanız; harcamalarınızı kısmak şartıyla temel ihtiyaçlarınızı ucu ucuna karşılayabilirsiniz.
Ancak kira ödeyen biriyseniz ya da çocuklu bir aile geçindiriyorsanız, 28.075 TL ile geçinmek neredeyse imkânsız görünüyor. Bu noktada haneye ikinci bir maaşın girmesi veya ek gelir kaynakları, bir tercih değil zorunluluk haline geliyor. Türkiye genelinde ortalama kira bedelinin 24.898 TL olduğu düşünülürse, bu rakam asgari ücretin yaklaşık %88’ine denk geliyor.
Özellikle büyükşehirlerde tek başına eve çıkmak hayal olurken; paylaşımlı evler ya da aileyle birlikte yaşamak, geçinebilmenin neredeyse tek yolu olarak öne çıkıyor. Sonuç olarak; 28 bin TL’lik asgari ücret, rakam olarak artmış gibi görünse de hayat pahalılığı karşısında eriyen bir gelir olmaktan öteye gidemiyor. Asıl soru artık şu: Asgari ücretle geçinmek mi, yoksa sadece ayakta kalmak mı?
Geçmişe dönüp bakıldığında, asgari ücret yalnızca bir rakamdan ibaret görülmez; emeğin karşılığını alma, çalışanın onurunu koruma ve ay sonunu borçsuz kapatabilme hedefiyle ele alınırdı. O dönemde asgari ücretli, bugünkü gibi sürekli kredi kartı borçlarıyla, ek iş arayışlarıyla ya da temel ihtiyaçlardan feragat ederek yaşamaya mahkum edilmez.
Ücret politikaları, en azından bir ailenin barınma, gıda ve temel giderlerini karşılayabilecek bir taban gelir anlayışıyla değerlendirilirdi. Elbette ekonomik zorluklar vardı, ancak devletin dilinde ve yaklaşımında “asgari ücretli” sosyal yük değil, üretimin ve kalkınmanın asli unsuru olarak görülür; çalışan kesimin refahı, ülkenin büyümesinin ön şartı olarak kabul edilirdi. Bugün gelinen noktada ise asgari ücret, geçim güvencesi olmaktan çıkıp yalnızca hayatta kalmaya yeten bir tutara dönüşmüş durumda.
[email protected]

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz Ahlakın Partisi Olmaz Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde buyuk telaş Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın 10 ocakta hatırlananlar Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine Bir Felaketin Uzayan Gölgesi