https://www.mercekhaber.com/files/uploads/user/a390e77f092cf2b39c9954a6a055e20e-6ee4d4e9e6463140c19a.jpeg
Celil Kocataş

Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu

22-03-2026 21:08


Şehrin gürültüsü, stresi, bitmek bilmeyen keşmekeşi… İnsanlar artık yorgun. Bir nebze nefes alabilmek, toprağa dokunabilmek için şehir dışından küçük bir bahçe alıyorlar. İçine de başını sokacak kadar, doğaya uyumlu küçük bir ev ya da prefabrik bir yapı koymak istiyorlar. Ama ne mümkün! Adım attıkları an karşılarına koca bir duvar çıkıyor: Yasak, yasak, yine yasak…
Peki, bu yasakların ardındaki mantık nedir? Gerçekten doğayı mı koruyoruz, yoksa insanı doğadan mı koparıyoruz?
Ortada çok acı bir gerçek var: Ülkenin dört bir yanında yıllardır ekilmeyen, biçilmeyen, kaderine terk edilmiş, adeta ölüme mahkûm edilmiş tonla arazi var. Tarım yapılmıyor, üretim yok, bakım yok. Toprak küsmüş, taşlaşmış. Ancak ne hikmetse, biri çıkıp o toprağı sahiplense, biraz düzenlese, üç beş ağaç dikip hafta sonu orada huzur bulmak istese; devletin "yasak" tabelası hemen yanı başında bitiveriyor.
Soruyorum: Atıl duran, toz toprak içindeki o arazinin kime ne faydası var?
İnsanlar orayı yeşillendirince, meyve ağacı dikip toprağı canlandırınca mı memlekete zarar veriyor? Birkaç metrekarelik, temelsiz bir yapı mı ekosistemi bozuyor? Eğer dert gerçekten üretim ya da doğa olsaydı; o terk edilmiş araziler bugün birer vaha olurdu. Anlaşılan o ki amaç doğayı korumak değil, insanları o ruhsuz beton yığınlarının içine hapsetmek.
Dört duvar arasında sıkışmış, toprağa dokunması engellenmiş, gökyüzünü sadece binaların arasından görebilen bir toplumdan nasıl bir verim, nasıl bir huzur bekliyoruz? İnsanı topraktan uzaklaştırmak, onu köklerinden koparmaktır.
Kusura bakmayın ama toprağa yaklaşanı, ağaç dikeni, doğayla barışmaya çalışanı cezalandırarak ne üretim artar ne de toplumda huzur kalır. Yasakçı zihniyetle tarım arazisi korunmaz; tarım arazisi ancak onu seven, ona bakan ve içinde yaşayan insanla hayat bulur.
İnsanları betona hapsetmekten vazgeçin. Bırakın bu millet nefes alsın, bırakın toprakla buluşsun. Çünkü toprağa dokunamayan bir toplum, aslında çoktan kurumuş demektir

DİĞER YAZILARI Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz Şimdi ne olacak, haydeee… Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik Ben Neyi Savunuyorum? O Ney La! Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi Yeni İsimler Er Meydanında Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz Ahlakın Partisi Olmaz Kazananı Olmayan Bir Sınav Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı Köyde Kazan Kaynıyor Kürsü Sizin, Sokak Bizim! Sıradaki kim? Kutuplaşmanın dili Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar Bir “Şok” Diğerini Sökerken Köyde buyuk telaş Tesadüf Değil, Operasyon! Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? Bir Şehir Dolusu Mağduriyet BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER Yeter artık bi kalkın 10 ocakta hatırlananlar Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? Bir Felaketin Uzayan Gölgesi