Cicero’nun De re publica’sında, Platon’un demokrasi eleştirileri dikkatlice seçilmiş bir araç olarak yer alır. Cicero burada kendi fikirlerini doğrudan söylemek yerine, Scipio gibi Romalı bir kahramanın ağzından söyletir; böylece sanki fikirler Platon’un otoritesiyle desteklenmiş, ama özünde Cicero’nun kendi politik savunusu haline gelmiştir. Eğer Platon’un görüşleri işe yaramasaydı, Aristoteles’i alırdı; mesele felsefi tutarlılık değil, politikanın meşrulaştırılmasıdır. Platon burada, Cicero’nun ideolojisine alet edilmiş bir araçtır.
Bu bağlamda özgürlüğün doğası da önemlidir. Cicero-Platon perspektifine göre, aşırı özgürlük kendi esaretini yaratır. Bir toplum uzun süre kaos içinde kalamaz; bu kaos, toplumsal düzenin çöküşünü doğurur ve kaostan zarar gören unsurlar, düzeni yeniden kuracak güçlü bir liderin tiranlığına boyun eğer. Böylece özgürlük, paradoksal bir biçimde, kendi sınırlarını aşınca toplumu tiranlığa sürükler. Bu anlayış özgürlüğü bir kaos olarak tanımlar; kaos ortamı, tiranı doğurur. Cicero’nun tartıştığı asıl soru şudur: Özgürlüğe olanak tanıyan ama kaosa izin vermeyen bir sistem mümkün müdür? Eğer Cicero, Platon’un mantığını takipten vazgeçseydi, belki modern demokrasinin ilk satırlarını yazabilirdi.
Buna karşılık, tarih bize başka bir ders verir: Filozoflar kral olmamalıdır. Marcus Aurelius bunu çok net bir biçimde gösterir; felsefe ile krallığı titizlikle ayırır. Filozof olduğunda kral değildir; kral olduğunda ise filozof gibi davranmaz. Felsefe siyasetin eline geçtiğinde, tıpkı Cicero örneğinde olduğu gibi, hakikat artık politik bir araç haline gelir ve özgürlüğü koruyan disiplin işlevini yitirir. Filozof, krallıkla birleştiğinde ne felsefe özgürlüğünü koruyabilir ne de iktidar etik sınırlarını.
Sonuç olarak, filozofların kral olmaması gereklidir. Felsefe, devlet adamlarının elinde bir araç haline geldiğinde, özgür düşüncenin ve hakikatin doğası bozulur. Cicero’nun retoriği bize bunu tarihsel ve politik bir örnekle gösterir; Marcus Aurelius ise felsefe ve krallığın ayrılması gerektiğini pratiğe döker. Filozoflar kral olmamalıdır; ama filozoflar, kralların yönetimini denetleyebilir, onları hakikate ve erdeme dair uyarabilir. İşte felsefenin siyasetteki gerçek işlevi budur: siyaseti yönetmek değil, siyasetin sınırlarını hatırlatmaktır.
