Evimiz Yanarken Camdan Bakmak: Deprem Gerçeği ve Bitmeyen Umursamazlık

Celil Kocataş

21-08-2026 23:34

Uzmanlar, sismologlar, bilim insanları yıllardır aynı şeyi söylüyor:
“Deprem geliyor. Hazırlanın!”
Peki biz ne yapıyoruz?
Dinliyor gibi yapıyor, birkaç gün konuşuyor, sonra gündelik hayatımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Sanki deprem başka ülkelerin sorunuymuş gibi…
Oysa bu topraklarda neredeyse her gün yer sallanıyor. Bir gün Ege, başka bir gün Marmara, ardından Doğu Anadolu, Güneydoğu veya İç Anadolu…
Ben bu yazıyı hazırlarken Marmara Bölgesi'nde onlarca küçük deprem meydana geldi. Çok şükür, bunlar büyük yıkımlara yol açacak şiddette değildi. Fakat mesele yalnızca bugün meydana gelen depremin büyüklüğü değil.
Asıl mesele, bize yapılan uyarıyı ne kadar ciddiye aldığımızdır.
Fay hatları konuşuyor.
Yer kabuğu hareket ediyor.
Bilim insanları uyarıyor.
Peki biz?
Biz hâlâ seyrediyoruz.
Acaba ne zaman harekete geçeceğiz?
İllaki büyük deprem olacak, binalar yıkılacak, insanlar enkaz altında kalacak, sokaklar yardım çığlıklarıyla dolacak, televizyon ekranlarında günlerce enkaz görüntüleri yayınlanacak da ondan sonra mı “Deprem gerçeğini unutmamalıyız” diyeceğiz?
Her depremden sonra aynı cümleleri duymaktan yorulmadık mı?
“Ders çıkarmalıyız.”
“Bir daha böyle acılar yaşanmamalı.”
“Binalarımızı güçlendirmeliyiz.”
“Kentsel dönüşüm hızlandırılmalı.”
“Depreme hazırlıklı olmalıyız.”
Sonra ne oluyor?
Bir süre geçiyor, gündem değişiyor.
Deprem unutuluyor.
Ta ki bir sonraki sarsıntıya kadar…
İşte bizim en büyük problemimiz de burada başlıyor.
Biz depremi bir gerçeklik olarak değil, bir felaket olduktan sonra hatırlanan bir haber olarak görüyoruz.
Oysa deprem haber değildir.
Deprem hayatın gerçeğidir.
Son yıllarda bu ülke çok büyük acılar yaşadı. Özellikle 6 Şubat depremleri, hepimizin hafızasında derin yaralar bıraktı. Binlerce insanımızı kaybettik. Şehirlerimiz ağır yıkıma uğradı. Aileler dağıldı, çocuklar anne ve babasız kaldı, insanlar bir gecede evsiz kaldı.
Peki bütün bunlardan sonra gerçekten ders çıkardık mı?
Benim cevabım açık:
Henüz yeterince ders çıkarmadık.
Çünkü hâlâ deprem riskini konuşuyoruz ama deprem olmadan önce yapılması gerekenleri gerektiği hızda yapamıyoruz.
Hâlâ bazı binaların güvenliği tartışılıyor.
Hâlâ riskli yapıların ne zaman dönüştürüleceği konuşuluyor.
Hâlâ “proje hazırlanıyor”, “çalışma yapılıyor”, “önümüzdeki süreçte” gibi cümlelerle zaman geçiriyoruz.
Oysa deprem takvimimize bakarak gelmiyor.
Deprem, “Hazır mısınız?” diye sormuyor.
“Evimiz yanarken camdan bakıyorsunuz”
Geçtiğimiz dönemde Tunceli'deki bir medya seminerinde de dile getirdiğim bir cümle vardı:
“Evimiz yanarken siz camdan bakıp ‘vah vah’ diyordunuz.”
Bugün deprem konusunda geldiğimiz noktayı bundan daha iyi anlatan bir cümle olduğunu düşünmüyorum.
Ev yanarken müdahale etmiyoruz.
Alevler büyüyor.
Çatı tutuşuyor.
Duvarlar çatlıyor.
Ama biz hâlâ camdan bakıyoruz.
Yangın bütün evi sardığında ise hep birlikte dışarı çıkıp:
“Ah vah, keşke daha önce önlem alsaydık.”
diyoruz.
Oysa akıl bize çok basit bir şey söylüyor:
Yangın çıkmadan önce önlem almak, yangın başladıktan sonra söndürmeye çalışmaktan çok daha kolaydır.
Deprem için de aynı şey geçerli.
Depremi engelleyemeyiz.
Ama depremin öldürmesini büyük ölçüde engelleyebiliriz.
Çünkü insanları öldüren çoğu zaman yalnızca sarsıntının kendisi değil; dayanıksız yapılar, yanlış yapılaşma, denetimsizlik ve hazırlıksızlıktır.
Konteynerler neden sadece felaket sonrasını beklesin?
Burada başka bir konuya da dikkat çekmek gerekiyor.
6 Şubat depremlerinin ardından deprem bölgesine çok sayıda konteyner getirildi. İnsanlarımızın barınma ihtiyacını karşılamak için kullanılan bu konteynerlerin bir bölümü bugün farklı amaçlarla değerlendiriliyor, bir bölümü ise ihtiyaçların değişmesiyle birlikte atıl durumda kalabiliyor.
Peki neden elimizdeki imkânları sadece geçmişte yaşanan felaketin hatırası olarak görmek zorundayız?
Deprem bölgesinde kullanılmayan veya yeniden değerlendirilebilecek durumdaki konteynerler, uygun planlama ve mevzuata uygun şekilde afet hazırlık merkezleri, geçici toplanma alanları, lojistik depoları veya acil durum eğitim noktaları için değerlendirilemez mi?
Buralarda deprem anında kullanılacak malzemeler hazır tutulamaz mı?
İlk yardım ekipmanları, arama-kurtarma malzemeleri, jeneratörler, su ve temel ihtiyaç stokları önceden hazırlanamaz mı?
Mahalle mahalle afet gönüllüleri eğitilemez mi?
İnsanlara deprem anında ne yapacakları öğretilemez mi?
Bunlar gerçekten çok zor işler mi?
Bence değil.
Zor olan yapmak değil, önce karar vermektir.
Her binaya “güvenli” diyebilmek
Bir başka hayati mesele ise binalar.
Deprem riski bulunan bölgelerde bina stokunun bilimsel kriterlerle incelenmesi, riskli yapıların tespit edilmesi ve gerekli dönüşümün hızlandırılması gerekiyor.
Bir vatandaş evinin sağlam olup olmadığını bilmiyorsa, o vatandaşın geceleri huzur içinde uyumasını nasıl bekleyebiliriz?
Bir apartmanda yaşayan insanlar, “Acaba bu bina depreme dayanır mı?” diye düşünüyorsa, orada sorun yalnızca beton ve demir değildir.
Orada güven sorunu vardır.
Devletin, belediyelerin, ilgili kurumların ve yapı sektörünün görevi vatandaşa “Merak etme” demek değil; “İşte binanın durumu, işte yapılan inceleme, işte alınması gereken tedbir” diyebilmektir.
Çünkü deprem hazırlığı afişlerle, toplantılarla, sloganlarla olmaz.
Deprem hazırlığı ölçülür, denetlenir ve sahada görülür.
Artık içi boş vaatleri bir kenara bırakmalıyız.
Kâğıt üzerinde kalan kentsel dönüşüm projelerini, yıllarca süren bürokratik işlemleri, her deprem sonrasında yapılan açıklamaları ve felaket yaşandıktan sonra söylenen “keşke”leri bir kenara bırakmalıyız.
Fay hatlarını değiştiremeyiz.
Depremi durduramayız.
Ama çürük binayı değiştirebiliriz.
Riskli yapıyı dönüştürebiliriz.
İmar anlayışımızı değiştirebiliriz.
Denetimi güçlendirebiliriz.
Afet stoklarımızı hazır tutabiliriz.
İnsanlarımızı eğitebiliriz.
Mahallelerimizi deprem gerçeğine göre hazırlayabiliriz.
Ve en önemlisi…
Umursamazlığımızı değiştirebiliriz.
Deprem geldiğinde herkes kahraman olmak istiyor.
Enkazın başında beklemek, yardım göndermek, yaraları sarmak elbette insanlığımızın gereğidir.
Ama asıl kahramanlık enkazın başında değil, enkaz oluşmadan önce yapılır.
Bir binayı depremden önce güçlendirmek…
Bir riskli yapıyı yıkıp yenisini yapmak…
Bir aileyi bilinçlendirmek…
Bir mahallede toplanma alanını hazır hale getirmek…
Bir konteyneri afet hazırlık merkezine dönüştürmek…
Bir çocuğa deprem sırasında ne yapacağını öğretmek…
Belki de gerçek kurtuluş tam burada başlıyor.
Çünkü deprem olduktan sonra yapılan her şey, aslında gecikmiş bir müdahaledir.
Artık o camın önünden çekilmenin zamanı geldi.
Evimiz yanarken camdan bakmayalım.
Dumanı gördüğümüzde değil, yangın çıkmadan önce harekete geçelim.
Çünkü bir sonraki deprem bizim hazır olmamızı beklemeyecek.
Fay hattı takvimimize bakmayacak.
Saatimizi sormayacak.
“Şimdi uygun musunuz?” demeyecek.
Gelecek.
Asıl soru şu:
Biz o gün geldiğinde ne yapacağız?
Yine enkaz başında “Keşke” mi diyeceğiz?
Yoksa bugün, henüz zaman varken gerekeni mi yapacağız?
Benim korkum depremden çok, deprem gerçeğini bilip hiçbir şey yapmamak.
Çünkü deprem doğanın gerçeğidir.
Ama hazırlıksızlık…
Bizim tercihimizdir.

DİĞER YAZILARI Milyon Euroluk Transferler, Milyarlarca Liralık Borçlar 01-01-1970 03:00 Bu Ülkede Bir Haftada Neler Yaşandı? Gündem Değişiyor, Dertler Değişmiyor... 01-01-1970 03:00 Toplum Nereye Gidiyor? Sessiz Bir Çöküşün İçinde miyiz? 01-01-1970 03:00 Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana 01-01-1970 03:00 Bir Haftaya Sığan Türkiye, Bir Ömre Yayılan Sorunlar 01-01-1970 03:00 Mehterle Karşılayıp, İzmir Marşı'yla Uğurlayamadık 01-01-1970 03:00 Emekliler: İstatistiklerde "Var", Hayatta "Kayıt Dışı" 01-01-1970 03:00 Ekran Karşısında Bir Soru: Reyting Uğruna Toplumsal Denge Zedeleniyor mu? 01-01-1970 03:00 Evin Kapısı Var, Ama Eşiği Çok Yüksek: Depremzede Anahtara Nasıl Uzansın? 01-01-1970 03:00 Tek kelime ,Irmak Öğretmen Öldü! 01-01-1970 03:00 Taksitli Memleket: Satılan Taşınmazlar, Ertelenen Borçlar ve Kâğıt Üzerindeki Refah 01-01-1970 03:00 Geleceği Baltalamak: Bedava Oksijenden Milyon Dolarlık Yıkıma 01-01-1970 03:00 Siyasi Operasyonların Ekonomik Faturası: İrade mi, Esaret mi? 01-01-1970 03:00 Köy yine karışık; herkes bir üstünlük kurma yarışında 01-01-1970 03:00 Sofradaki Truva Atı: Beyaz Ekmek ve Genetiği Değiştirilmiş Geleceğimiz 01-01-1970 03:00 Şimdi ne olacak, haydeee… 01-01-1970 03:00 Sandıktaki İrade, Tezgâhtaki Siyaset: Satılık Halk mı Var? 01-01-1970 03:00 Celladın Alkışçıları: Cambaz Bitti, Sıra Bizde 01-01-1970 03:00 Bir Günlük Bayram, 364 Günlük Sessizlik 01-01-1970 03:00 Ben Neyi Savunuyorum? 01-01-1970 03:00 O Ney La! 01-01-1970 03:00 Büyüklerin Fırtınası, Küçüklerin Tsunamisi 01-01-1970 03:00 Yeni İsimler Er Meydanında 01-01-1970 03:00 Sokağın Sahibi Kim: Korkunun Gölgesinde Yaşamak 01-01-1970 03:00 "Yol Benim" Yanılgısı ve Trafikte Can Pazarı 01-01-1970 03:00 Geçim Değil, Direnme Mücadelesi: Ay Sonunu Değil, Yarını Düşünemiyoruz 01-01-1970 03:00 Ahlakın Partisi Olmaz 01-01-1970 03:00 Kazananı Olmayan Bir Sınav 01-01-1970 03:00 Nükleer Terazi Neden Hep Aynı Tarafa Eğiliyor 01-01-1970 03:00 Beton Duvarlar Arasında Nefes Almak Suç mu 01-01-1970 03:00 Köy Siyaseti: İhale Sevdası, Vaat Yarışı ve Eski Hesaplar 01-01-1970 03:00 Bir Neslin Bitmeyen Hesabı: 1960–70 Kuşağı 01-01-1970 03:00 Köyde Kazan Kaynıyor 01-01-1970 03:00 Kürsü Sizin, Sokak Bizim! 01-01-1970 03:00 Sıradaki kim? 01-01-1970 03:00 Kutuplaşmanın dili 01-01-1970 03:00 Ortadoğu’da Bir Cümlenin Bedeli 01-01-1970 03:00 Mutluluk Bir İlçe Adı Değilse Eğer. 01-01-1970 03:00 Körler Sağırlar Birbirini Ağırlar 01-01-1970 03:00 Bir “Şok” Diğerini Sökerken 01-01-1970 03:00 Köyde buyuk telaş 01-01-1970 03:00 Tesadüf Değil, Operasyon! 01-01-1970 03:00 Küçük Enişte Bayramda, Köy Seçimde 01-01-1970 03:00 6 Şubat: Bu Ülkenin Aynaya Bakmak İstemediği Gün 01-01-1970 03:00 Makamda Oturanlar ve Sahada Olanlar 01-01-1970 03:00 Adlî Emanet mi, Organize Yağma Düzeni mi? 01-01-1970 03:00 Bir Şehir Dolusu Mağduriyet 01-01-1970 03:00 BU ÜLKE DEPREMDEN ÇOK DEPREM ŞARLATANLARINDAN ÇEKİYOR 01-01-1970 03:00 ADIYAMAN’DA SİYASETİN ÇAMURA SAPLANDIĞI YER 01-01-1970 03:00 Yeter artık bi kalkın 01-01-1970 03:00 10 ocakta hatırlananlar 01-01-1970 03:00 Adıyaman Tanıtımı Mı, Kişisel Vitrin Mi? Tanıtım Mı, Tiyatro Mu 01-01-1970 03:00 Taziye Sofrası: Gelenek mi, Yük mü? 01-01-1970 03:00 Bir Sabah Yürüyüşünden Toplumsal Vicdan Muhasebesine 01-01-1970 03:00 28 Bin TL ile Hayat mı, Hayatta Kalma Mücadelesi mi? 01-01-1970 03:00 Bir Felaketin Uzayan Gölgesi 01-01-1970 03:00