Ya Hızır!
Çocuktuk
Çocukça saflıktan olsa gerek Hızırı arardık
Kapınız açık kalsın ışığınız yanık lokmanız hazır dursun bire bin katsın der yola düşerdik
köyde her eve girer bir lokma isterdik
Kimi un
Kimi şeker
Kimi pekmez
Kimi soğan
Kimi kavurma
Kimi dua
Kimi de nasihat verirdi
Ama ilaki bir şey verirdi
verilen bazen heybeye bazende akla koyulurdu
Sonra köyün uygun bir evinin havlusunda unlar hamura azıklar aşa dönerdi
havra (köme) yapılırdı oturulur ateşin çevresinde Hızır misafirimiz olsun umudu ile dua edilir, yenirdi.
Bir kısmı evdeki haşa köpeğe kediye,
Bir kısmı dağdaki kurda kuşa ayrılırdı.
Hızır gelirdi biz bilirmiydik işte orası muama
Bazen divane hamo
bazen pervane Yusuf
bazen biçare derviş
bazen de rıza olur kapıya gelirdi
sen ne görürsen o olurdu
İster berduş ister deli ister biçare ister arıza
Sen ne isen o olur sana görünürdü
Gerisi ha sen, ha vicdanın, ha aklın,
Gerisi baştan başa sen….
Zalimin karşısında, mazlumun yanında olanın.
Darda kalanın yolda kalanın, karanlıkta kalanın imdadına sen yetiş…
Ya Hızır
Hanifi çavuş
10 Şubat 2026
Ankara