Gezdiğim, gördüğüm şehirlerin sayısı sınırlıdır.
Çok fazla şehir ya da ülke gezmediğimden çok fazla şehir ya da ülke gezmekle tam olarak ne kazanıldığını bilmiyorum.
Ömrümün giden kısmında adıyaman dışındaki en uzun süresini öğrenciliğim dolayısıyla Bursa'da geçirdim.
Bir de 6 aylık kısa dönem askerlik dolayısıyla İzmir'de 7 hafta, Malatya'da 4 ay kadar Adıyaman dışında zorunlu geçen bir ömrüm var.
En sevdiğim ve yaşamak istediğim şehirlerin başında Ankara geldiğini bütün arkadaşlarım bilir. Dolayısıyla fırsat buldukça gittiğim ender şehirlerden biri Ankara'dır. Ki Ankara da benim için Kızılay'dan ve İzmir caddesi'nden ibarettir. Ankara'da yaşamak istemişliğim de sadece bir düşten ibarettir. Değilse Ankara'da yaşamak için bugüne kadar en ufak bir çaba göstermişliğim yoktur.
Hani Ankara'da bile farklı yerler gezen gören biri değilim. Salon sehpasında uzun zamandır aynı yerde unutulmuş kül tablası gibi gittiğim yerlerde sabit bir mekâna takılır kalırım.
***
Tatil alışkanlığım yok, seyahat alışkanlığım yok. Hani imkanım olsa da şuraları buraları görsem diyeceğim çok az yer var; bunlardan biri Isfahan, biri Hakkari'dir mesela. Ki o da Cİlo Dağı'nın eteklerinde çay içme hevesindendir belki.
Ama Adıyaman, bile isteye yaşamayı seçtiğim bir şehir.
Yüzlerce şehir, onlarca ülke görmemiş olabilirim ama şehrimin her türlü halini bilirim.
Yüzlerce değil, binlerce kez yolculuk yapmışım kendi şehrimde.
Her defasında ilk kez yolculuk yapmışım gibi gezmişim şehrimi, her defasında farklı bir şehirde geziyormuşum gibi gezmişim. Farklı bir gözle görmüşüm daha önce binlerce kez gördüğüm her yeri.
Çocuk gözüyle gezmişim, gençlik gözüyle gezmişim, yaşlılık gözüyle gezmişim, her türlü gezmişim şehrimi.
Bir başka şehirdeyken dahi hep şehrimi gezmişim. Bir başka şehre yolculuk yaparken içimden hep kendi şehrime yolculuk Yapmışım. Gördüğüm her güzelliği şehrime taşımışım düşlerimde. Ama olmayan hiçbir güzelliği ile dahi en çok şehrim güzel gelmiş bana, en çok şehrimi sevmişim yine de
***
Dağlarına ayrı, ağacına ayrı, akarsularına ayrı, börtü böceğine ayrı ayrı yolculuklar yapmışım yüzlerce kez.
Yüzlerce kez hangi köye çıktığını bilmediğim köy yollarına yolculuklar Yapmışım. Her birinde yeşeren umutlar gördüğüm ekinlerine, ağaçlarına, tütünlerine, üzüm bağlarına bakmışım uzun uzun.
Şiirler yazmış türküler söylemişim kendime dokunaklı gelen sesimle.
***
Bazen kendim, bazen bir başkası, bazen çok daha başkaları olarak sokaklarını dolaşmış, gittiğim yerlerde kaybolmuşum. Yakın bir zamana kadar kayboluşlarımdan hiç korku duymamışım.
Her bir karış toprağına, üzerinde yaşayan her güzel insana içimden hikayeler yazmışım.
Yüzlerce şehir, onlarca ülke gezen insanlar ne düşünür bilemem...
Ama yaşadığım şehrin her türlü halini bilirim; şehrime yaptığım binlerce yolculuktan bana kalan binlerce hatıra var. Şehrin neresinde kiminle çay içmişim bilirim.
Her insanın bir dünya olduğunu bilirim.
Her dünyanın biricik olduğunu bilirim.
Her şehrin güzelliğinin o şehirde yaşayan güzel insanların güzelliğinden kaynaklandığını bilirim.
Dostlarımın her birinin tek başına bir şehir olduğunu bilirim.
Onların yokluğunda şehrin kaybolan yönlerini bilirim.
Her güzel dostun göçüşünde şehirden bir güzelliğin göçtüğünü bilirim.
Her giden dostun kendiyle şehirden bir güzellik götürdüğünü bilirim.
Bir de ne olursa olsun bu şehirden gitmeyeceğimi, gidemeyeceğini bilirim.
Binicisini kaybetmiş bir savaş atı gibi aynı yerlerde dolanıp dursam da dolanıp durduğum yerlerin aynı olmadığını bilirim.
Sürekli çaydan, çay ocaklarından ve çay bahçelerinden bahsedişimim çayın artık benim için bir yaşam meselesi haline gelmesindendir.
Kafeteryalara ve restaurantlara çok az yolculuğumun oluşu kahve ile muhabbetimin, yemekle aramın olmayışındandır; ki zaten ekmeğe tek başına yemek muamelesi yapan biriyim. Şükür ki ekmekle aram, birçok dostumla aramın olduğu gibidir; gayet iyidir.
***
Kiminle kavga etmişsem şehrimden dolayıdır, kime kızmışsam, kime sitem etmişsem, kiminle arama mesafe koymuşsun şehrimden dolayıdır.
Bila istisna bu şehri seven herkesi sevmişim. Şehre yaşatılanlara üzülen herkesin üzüntüsüne ortak olmuşum. Şehrin bir ruhu olduğuna ve ona bir dost gibi yaklaşan herkese uzaktan uzağa saygı duymuşum, gıpta etmişim.
Daha İlkokul 1. sınıfta Türkçeyi öğrenir öğrenmez, okuma yazmayı sökersekmez dağlara bakınıp içlenerek ilk şiirimi şehrimin adıyla yazmışım.
30 yılı aşkın bir zamandır şehrimi yazıyorum. Şehrimin sokaklarını, caddelerini, insanlarını ve insanlarına yaşatılanları...
Şehrim için yazmaktan başka yapabileceğim bir şey yok. Herhangi bir ünvanım yok, herhangi bir makamım yok, herhangi bir etkim, herhangi bir yetkim yok. Talip olduğum herhangi bir görev yok. Her biri birbirinden farklı olan binlerce yolculuktan bana kalanlarla yazmaktan başka elimden gelen bir şey yok; elimden geleni de kırmadan, dökmeden, incitmeden mümkün olduğunca ardına komamaya çalışıyorum.
İncinenler var biliyorum.
Dökülenler var biliyorum.
Kırılanlar var biliyorum.
Sitem edenler var biliyorum.
Ama şehrim söz konusu olunca kırılası kalemine söz geçiremiyorum.
Ama o kırılanların, sitem edenlerin bu şehre yaşattıkları hayal kırıklıklarının yanında yaşadıkları kırgınlıklar hiç kalır diye düşünüyorum.
Ömrüm boyunca kimseyle kişisel bir meselem olmamıştır. İdari anlamda kiminle bir meselem olmuşsa şehrimden dolayı olmuştur.
Vatandaşlar istisna olmak üzere şehir diye bir derdi olmayan her idareci ile bir derdim olmuştur.
Dolayısıyla arkadaşlar şehirle ilgili yazdıklarımı kimse kişiselleştirmesin, şehir benim başlı başına kişisel bir meselem zaten.
***
Gezdiğim şehirlerin sayısının sınırlı olduğunu söylemiştim.
Kendi şehrime her gün defalarca yolculuk yapmaktan, her defasında şehrimi farklı bir gözle görmekten başka şehirlere yolculuk yapmak aklıma dahi gelmiyor; gelse dahi öylesine gelip geçiyor gözlerimin önünden bir serap gibi.
***
Aylar, yıllar sonra belki de ilk kez bu akşam çok erken saatlerde uyuyacaktım. Sarsıntıyla uyanınca kalktım çay koydum. Evin içinde dolandım durdum, televizyonu açtım, sarmadı. Balkona çıktım, saman alevi gibi tek tük sönüp duran yıldızlarına baktım şehrimin uzun uzun, koyu karanlık gökyüzüne baktım. Sonra depremden bugüne yaşadıklarımız bir film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Bir kez daha şehrimi yazayım dedim, yazdım...
27 Nisan Pazar / 2025