Dostoyevski aslen bir Macir çocuğudur. Anne babasının Rus mezaliminden kaçarak Çıralık köyüne sığındığı ve Dosto'nun burada dünyaya geldiği sanılmaktadır. Kendisi ne Türk ne Kürt ne de Rum olmadığı için 1. Dünya Savaşı sonrasında çıkan üzücü olaylar esnasında Rusya'ya hicret etmiştir. Kuvvetle ihtimal Kâhtalıdır.
Dosto, çok dost canlısı bir adamdır. Çocukluğunun ilk yıllarında köyde herkes kendisini dosto diye çağırdığı için kütüğe adı Dosto olarak kaydedilmiştir. Herkesin dostodor kendisi… Kendisi teknolojinin her türlüsüne karşı olduğu için hiç cep telefonu kullanmamış, hiç uçakla seyahat etmemiş, kendi nam hesabına hiç sosyal medya hesabı açmamış, onca ısrara rağmen hiçbir televizyon programına çıkmamıştır.
Hal böyleyken onun adına çeşitli sosyal medya hesapları açılmış, ona aitmiş gibi birçok saçma sapan söz onun adıyla paylaşılmıştır. Ki kendisi son derece karşı olmasına rağmen birileri onun kemiklerini sızlatırcasına inatlarından vaz geçmemiştir.
Dosto, Kahta’da geçirmiş olduğu çocukluk günlerinde, ağalık ve sömürü düzenine baş kaldırmak istemişse de bu konuda yeterli destek bulamadığı için yalnız kalmıştır. Rusya’ya hicret ettikten sonra içindeki anarşik düşüncelerden dolayı önce devlet düzenini yıkmaya teşebbüs suçundan ölüm cezasına çarptırılmış, sonra da mahkemedeki iyi hali göz önünde bulundurularak ölüm cezası kürek cezasına çevrilmiştir…
Rusya’da kışlar soğuk ve don’lu geçtiği için kürek cezasını çekeceği uygun nehir bulunamadığından, cezasını çekmek üzere o zamanlar köprüleri yıkacak kadar coşkun akan Kahta Çayı’nın bulunduğu Kahta’ya gönderilmiştir. Komşu vilayetler Dosto’nun cezasını kendi kara sularında çekmesi için çok uğraşmışlarsa da Kahta’nın dirayetli siyasetçileri sayesinde bunda muvaffak olamamışlardır.
Dosto, anarşik düşüncelerinden dolayı çarptırıldığı kürek cezasını çekmek için kürek çektiği barajın sularında yakaladığı balıkları ve barajın derin sularında bulduğu inci mercanları satarak iddialara göre haddi hesabı olmayan paralar kazanmıştır. Gönlü tok bir adam olduğundan ve çocukluğunun geçtiği köyün bağlı olduğu ilçede yaşadığından bütün kazancını fakir fukaraya zekât olarak dağıtmıştır. Ayrıca Dosto’nun gizli bir Müslüman olduğu ve hiç âşık olmadığı da bilinen bir gerçektir. Bilinmeyen gerçek, hangi cemaatle iltisaklı olduğu, üye olmamakla beraber hangi örgüte yardım ve yataklık yaptığıdır. Ki, bu o kadar da önemli değildir.
Onca iyilik ve güzelliğine rağmen iyilik yaptığı insanlar tarafından kötülüğe maruz kaldığı da bilinmektedir. Dosto’nun notları arasında çıkan “Düşenin dosto olmaz” “Çuk güvenme dostona saman doldoror postona” “AIIah herkesi; aşkın vasatından, işin kesatından, doston fesatından koroson” gibi sözler, onun dostları tarafından da ihanete uğradığına dair önemli ip uçları vermektedir.
Dosto'nun tek kusuru çok vski geçmesidir. Vski alışkanlığı ise o günlere şahitlik edenlerin tanıklığına göre babasından geçmiştir. Babasının ayyaşlığı bugün dahi Rusya’da tartışılan en önemli konulardan biridir. Dosto bir ara vskiyi bırakır gibi olmuşsa da Rusya’da geçirmiş olduğu gençlik döneminde başına gelen talihsiz olaylardan dolayı yaşadığı travmalar sonrasında yeniden başlamıştır.
Ama Dosto’nun vski alışkanlığı soğuk ve sert bir iklime sahip dönemin Rusya’sında daha çok ısınma amaçlı kullanılan vskidir. Rivayet olunur ki Ruslar daha ilk doğduklarında sert iklime ayak uydurabilmek için analarının memelerinden süt yerine şişeden vski içerek hayata merhaba demektedirler. Nasıl ki bizde eskiden odun, kömür, tezek, şimdilerde doğalgaz, elektrikli battaniye ve kaçak elektrik ısınma aracı olarak kullanılıyor ise, eski Rusya’da vski aynı amaçla kullanılmaktadır.
Gerçek adı Dosto olmasına rağmen aşırı vski tüketiminden dolayı adı zamanla Dostoyevski'ye çıkmıştır. Yani hem fakir fukaranın, hem garip gurebanın hem vski'inin dostudur, Dostoyevski.
Bizi alakadar eden tarafı yediği içtiği değil, insanlığıdır. Bazı rivayetlere göre çok başarılı olmasa da bazı kitap denemeleri olmuştur. Hatta öz Türkçe ile yazdığı bazı kitaplarının Rusçaya çevrildiği dahi söylenmektedir. Rusçadan Türkçeye geri nasıl çevrilmiş, orası hala bir muammadır.
Yazarlığı da sadece garip gurebaya faydası dokunsun, gençlerin yürüyeceği meşakkatli yolda geleceklerine ışık tutsun diye yapmıştır. Bu konuda pek başarılı olduğu söylenemese de yeni yetme genç amatörlere “Dosto yazmışsa ben de yazarım” deme cesaretini ve özgüvenini kazandırmıştır. Dosto, hayatı boyunca yazdıklarıyla çıraklıktan kurtulamadığı için onun yolundan gidenler de taklitçi birer çırak olmaktan kurtulamamışlardır. Ömrü boyunca hep kimsesizlere yardım ettiği için öldükten sonra kimsesizler mezarlığına gömülmüştür. Mezar taşında şunlar yazmaktadır:
"Herkesin dosto, Dosto
En sevdiği yemek fırında dana rosto”
Hasbünallahü ve ni'melvekîl…