BIRAK UÇSUN

Necati ATAR

26-06-2025 22:56

-yakın ve uzağa düşmüş güzel insanlara-

“Ağlamayı çok istediğim bir gün

Âşık olduğumu anladım...”

I

O gün hep dolaştım. Hiç konuşmadım. Ne şarkı okudum ne şiir... Kimsenin olmadığı yerlere gittim. Olmadı. Geceyi bekledim. Sonra tekrar dolaştım...

Sonra büyüdüm. Sonra sevimliliği kalmadı ellerimin. Saçlarım okşanmaya değer bulunmadı. Bütün düşlerimi aldı rüzgâr. Ben vakit buldukça rüzgâr biriktirdim.

Sonra sevdalandım. Sonra sevgili, pazarından başka pazarlarda satmaya kalktı beni; dağıldım…

Güzel annem...

Çocukluğumda anlattığın masallara ihtiyacım var. O sevgiye, o insanlara. Anlattığın dünyanın bu kadar çok ışıkları yoktu. İnsanları da bu kadar fazla değildi. Köyler, kasabalar, şehirler, caddeler, sokaklar henüz adlandırılmamıştı. Böylesine yorgunluk, böylesine yarına çıkamama korkusu yoktu kimsede. Arabalar böylesine, pırlantalar böylesine, yatlar, katlar böylesine önemli değildi.

Sevgi vardı her şeyden önce, insan vardı güzel annem, biz vardık…

Şimdi gün boyu koşuşturmaktan yorgun düşüyorum. Kaskatı kesilmiş cesedimi taşıyorum her gün omuzlarımda. Otobüs duraklarına gömüyorum, upuzun nehirlere gömüyorum, anılarıma, yarınlarıma, yalnızlığıma, sensizliğime gömüyorum kendimi, olmuyor, güzel annem. Bir yer arıyorum dağların, bulutların her şeyin ötesinde, yepyeni bir dünya arıyorum masallarında, bulamıyorum…

II.

Ellerim ceplerimde, olanca kalabalığa aldırmadan, hiç kimseye, hiçbir şeye aldırmadan yürüdüm. Karanlık şehre değil, üzerime çöküyordu sanki. Omzuma dokunan, beni sarsan, huylandıran bir el olsun istedim. Bana dokunsun, bu ağırlığı çekip alsın üzerimden…

Tek tük pencereler aydınlanmaya başlamıştı. Nereye gideceğimi bilmeden, adımlarımın beni nereye götüreceğini hesaplamadan yürüdüm. En son evden ne zaman çıkmıştım. Son gittiğimde anahtarı kilide sokmuş fakat kapıyı açmamıştım.

Evet anne… İçeri girmemiştim. İçerde beni dergiler, kitaplar sayfaları açık bekliyordu. Oysa hiçbir şey okumayacak, hiçbir şey yazamayacak, hiçbir şey dinlemeyecek kadar yıkkındım. Yüreğimin cehennemlere salınmasının üzerinden henüz dakikalar geçmişti anne.

Ah anne! Bunca zamandır masallarında aradığım dünyayı kaybettim. Birikmiş rüzgârımı alıp götürdüler anne, bütün düşlerimle beraber…

Kimdi O anne? Yazdıklarımdan anladığını konuşmaya korkan o kimdi? Düşlerimi hançerleyen, beni sabahlara vuran, ekmeğime, suyuma katık yaptığım o, kimdi? Kafesten uçmasını istemediğim, “Bırak uçsun” diyen kimdi anne? Ah anne… Böyle birdenbire uçup gitmeseydi ne iyi olurdu.

Ne olur böyle uzak uzak seslenmese her şey

Her şey benden böyle uzaklaşmasa

Ben bu şehirde böyle boğulurken

O başka bir şehre intihara gitmese

Çiçeklerimi ırmaklar alıp götürmese

Böyle sıcak akmasa gözyaşlarım

Beni de bir anlayan

Kırılgan saçlarımı okşayan biri olsa

Ne olur...

***

Sevgililer için elinde çiçek taşıyan kız, köprünün hemen yanı başındaydı. Rengarenk yapay çiçeklerin süslediği bir vitrinin önünde durmuştu. Kimse elindeki çiçeklerle ilgilenmiyordu... Neden anne? Neden? Sevgililer bu çiçekleri almadıkları için mi? Bu çiçekler sevgililerin parmakları arasında kırıldığı için mi? Bu çiçekleri verecek güzellikte sevgili bulunmadığı için mi? Çiçekçi kız köprünün hemen yanıbaşında durduğu için mi? Neden kimse bu çiçekleri almıyor anne? Bütün çiçekler ırmaklara bırakıldığı için mi? Çiçeklerin günahı ne anne? Çiçekçi kızın günahı ne? Benim suçum ne!

Elindeki çiçeklerle ilgilenmesi gereken şu çiçekçi kız, vitrindeki yapay çiçeklere neden hayran bakıyor anne?

Ah anladım... Bahar gelmiş… Bahar gelmiş ve çiçeklerimiz ayaklar altında. Kalbimizin kırıldığından kimsenin haberi yok, kimsenin umrunda değil uzaklara savruluşumuz. Neden ıpıslak bir yağmur yağmıyor sanki? Bütün düşlerimi, sevgilerimi, umutlarımı silecek bir yağmur neden yağmıyor? Çiçekçi kız neden hâlâ orada? Elindeki çiçeklere yağmur yağmıyor, neden? Bahar gelmiş anne, bahar gelmiş. Bütün çiçeklerimiz ayaklar altında.

Ben bu çiçekleri, bu çiçekçi kızları tam olarak damarlarımda kanımın bir çağlayan gibi çağladığı bir zamanda sevmeye başlamıştım. Sonra koparılan, pazarlık konusu yapılan bütün çiçeklere acınmaya başladım. Sonra damarlarımdaki kanla birlikte, düşlerimde tomurcuklanan bütün çiçekleri alıp götürdüler.

bütün çiçeklerimi, birikmiş bütün rüzgârımı alıp götürdüler anne. Geride bıraktığım ne, ne ki anne? Onca mektup, onca şiir, karaladığım onca sayfa, düştüğüm onca nottan başka ne bırakmışım? Kimin için anne? Kimin için?

Ah anne! Yüreğimin en derinliklerinden taşan dünyayı sevdiremiyorum kimseye. Göğsümden çocuklar fışkırıyor anne, omzumdan güvercinler...

Ve ben yalnızım.

Ah anne...

Bütün doğrularım, yanlışlarım, çıkmazlarım yine birbirine katışıyor. El attığım her şey gitgide uzaklaşıyor benden, kördüğüm oluyor, tutamıyorum anne, çözemiyorum. Bütün renklerim, düşlerim kirleniyor. Kar beyazı çiçeklerim ayaklar altında anne. Engel olamıyorum.

İşte şimdi ben, bütün bu yazdıklarımla, bu ellerimle, bu kirli renklerimle, sevgilerimle yalnızım. Kafesten uçmasını istemediğim her kimse, yetmiyor. Yetmiyor, çünkü artık yok. Bütün ısrarıma, yalvarıma mecburluğuma iki damla gözyaşı katıp gitti. Son tren kalkıyor, sesimi kimselere duyuramıyorum. Boğazıma tıkanan hıçkırıklar ölümüm olacak anne, sebebim...

III

Ve sorular...

Toplu gösteriler, kavgalar, kıyamlar, ihanetler almış başını gidiyor. Günleri, saatleri, mevsimleri kaybettik anne. Biz hangi dünyanın insanlarıyız, bu nasıl dünya?

Bu saçlarımı çekiştiren el, yüzümdeki bu pençeler kimin? Beni bir deli tay gibi peşinden koşturan, benim ardı sıra yoluna can döşediğim kim anne, kim! Böylesine yağmuru istemişliğim, ışıklardan kaçışım neden? Bu güneş neden cehennemlerde göğermiş, bu aydınlık neden bu kadar korkunç? Duraklarda, fakülte koridorlarında yitilen umutlar neden? Aynalar neden sadece onun yüzünü gösterir bana? Hiçbir yanına dokunamıyorum hayatın, hiçbir gizini çözemiyorum anne.

Bunca ihanetlerin, suçlamaların, beklemelerin, bunca hayattan vazgeçmelerin karşılığı ne? Neyin karşılığı? Suçumuz ne ki geride bıraktığımız onca belge bizi yalanlasın? Ben yüreğimi açtıkça çelik yelekler giyinen sevgili, kim bilir kimleri geçiriyordur düşlerinden şimdi. Ve ben ağlıyorum anne ve ben yalnızım, suçum ne ki?

Bir daha anne, bir daha saçlarından yıldızlar uçur. Beni bu cehennemlerde göğermiş güneşten, bu ışıklardan, bu beton yığınlarından kurtar. Beni kendim kıl, yepyeni bir masal anlat coşkulu ırmaklar eşliğinde…

Üzerimden bu ölü toprağı kaldır, kalbim nerede bir isyan, nerede bir zulüm, nerede bir gözyaşı varsa orada atsın. Bu kalp bana dayanmasın anne, beni taşırsın, beni çoğaltsın. Anlattığın dünyalarda yitilen sesim bana geri dönsün “Anka Kuşu “nun efsane olduğu bilinsin anne, kafesten uçtuğu bilinsin...

Şu üzerimde eğreti bir gömlek gibi duran mutluluğu taşımak zorunda kalışım utanç veriyor bana... Her yerimi kanatıyor. Darağacı oluyor bana asılardır içimde binbir umutla büyüttüğüm her çiçek...

İşte ben, bu kirli renklerimle, bu çiçeklerimle, sevgilerimle yalnızım anne…Yalnızım.

IV

Sonra durdum...

Sonra bütün bir dünya; bütün insanlar, bütün apartmanlar, caddeler, kaldırımlar benimle birlikte durdu…

Fırtına dindi…

Parmaklarımı tarak gibi kullanıp, dağılmış saçlarımı düzelttim. Saçlarımda bir yığın rüzgâr... Ayakkabılarımın bağcıklarını bağladım. Gözlerimi hafifçe aralayıp çevreme bakındım. Pırıl pırıl bir aydınlık. Sırtımda ipince bir gömlek, üşümeye başlamıştım. Adresine postalamak üzere avuçlarımda sıkı sıkı tuttuğum şiiri, akşamdan elimde taşıdığım gülle birlikte Setbaşı Köprüsü’nün demirliklerinden aşağı, akıntıya doğru bıraktım. Gözlerimde biriken yaşları elimin tersiyle silip, yukarı doğru yürümeye karar vermişken, birden vazgeçip, ellerim ceplerimde, aşağı doğru inmeye başladım.

***

O sabah “Çinkolu Sokak” tan çıkıp yanımdan geçen kız beni tanımadı ve ben utanmadım... Kimselere gözükmeden gerçekleştirdiğim bu aşk intiharı, parmaklarımdaki kırılgan çiçekler ve Çinkolu Kızla birlikte akıntıda kayboldu gitti. Ve ben yalnızdım…

***

Gazetelere fotoğrafını bastılar... Bir manken kendisine uzatılan gülü tutmamakta ısrar ediyordu, gül tertemiz kalmıştı...

Hiçbir şey uğrunda ölünecek kadar güzel değildir…

Köprü şahidim olsun!

Vel leyli iza seca...

Nisan -1990- Bursa – Setbaşı- Mahfel

DİĞER YAZILARI BU ŞEHİR VE BU ŞEHRİN YENİ STADI ÜZERİNE ANLIK BİR DENEME 01-01-1970 03:00 O GÜN GELİR Mİ BİLMİYORUM, GELDİĞİNDE…. 01-01-1970 03:00 Sevgili Öğretmenim 01-01-1970 03:00 ANAN ÖLE MESİ 01-01-1970 03:00 SİZLER DE BU ŞEHRİN ÇOCUKLARISINIZ BE KARDEŞİM 01-01-1970 03:00 AŞAĞI / YUKARI KARAPINAR MESELESİ 01-01-1970 03:00 KAHROLSUN SİYONİZM! 01-01-1970 03:00 AH ULAN HAMDİ! 01-01-1970 03:00 CUMHURBAŞKANIMIZIN ADIYAMANI ZİYARETLERİNDEN ÇIKARILACAK DERSLER 01-01-1970 03:00 YABANCI ÜLKELERDE HABER 01-01-1970 03:00 Sayın Cumhurbaşkanım! 01-01-1970 03:00 NUMAN BEY’LE AYRINTISIZ BİR YOL HİKÂYESİ VE FENERBAHÇE ÜZERİNE 01-01-1970 03:00 DEĞİŞİM 01-01-1970 03:00 SÜREÇ... 01-01-1970 03:00 HERŞEYİ BİLEN VE GÖREN 01-01-1970 03:00 MUCIZE... 01-01-1970 03:00 DÜNYANIN EN AĞIR YÜKÜ 01-01-1970 03:00 KODLARINI BOZDUĞUNUZ CHP’Yİ ESKİ HALİNE GETİREMEZSİNİZ! 01-01-1970 03:00 TESTI KIRILMADAN ÖNCE 01-01-1970 03:00 Okuma Notları 01-01-1970 03:00 KONUŞMA LAN! 01-01-1970 03:00 TEKRAR ALDANMAK İÇİN HAZIRIZ İNANMAYA 01-01-1970 03:00 ENTERESAN 01-01-1970 03:00 KAYBETTİK 01-01-1970 03:00 FİKRET KELEŞ’İN ARDINDAN 01-01-1970 03:00 KİMİN ÜLKESİNDEN KİMİ KOVUYORSUNUZ ? 01-01-1970 03:00 EVET, ISYAN 01-01-1970 03:00 ESAS SİZ NE DÜŞÜNÜYORSUNUZ ? 01-01-1970 03:00 MECLİS ÜYELERİ SEÇİMLERE GİDERKEN 01-01-1970 03:00 VOLUME I 01-01-1970 03:00 ALAMUT KALESİ 01-01-1970 03:00 DAHA DA GÜZEL ŞEYLER OLMASINDAN RABBİM MUHAFAZA EYLESİN! 01-01-1970 03:00 ARAP ÜLKELERİNİN GELİNİ 01-01-1970 03:00 DAHA DA GÜZEL ŞEYLER OLMASINDAN RABBİM MUHAFAZA EYLESİN! 01-01-1970 03:00 DEĞİŞTİK 01-01-1970 03:00 İRAN DÜŞERSE 01-01-1970 03:00 SURDA AÇILAN DELIK 01-01-1970 03:00 İSRAİL VE TÜRKİYE’DEKİ AMERİKAN KÖPEKLERİ 01-01-1970 03:00 ISRAIL VE ORTADOĞU 01-01-1970 03:00 TÜRK OKURU ACIMASIZDIR 01-01-1970 03:00 ASİYE KURTULUR ADIYAMAN TOZDAN KURTULAMAZ 01-01-1970 03:00 Milliyetçilik ya da Türkçülük 01-01-1970 03:00 HEM BULVAR HEM KARAYOLU, HEM DEVLET HEM ÖLÜM YOLU 01-01-1970 03:00 SIRRI SÜREYYA ÖNDER'İN HATIRASINA 01-01-1970 03:00 EY SEHIR... 01-01-1970 03:00 VOLUME IV... HALK EKMEK VE AŞEVİ 01-01-1970 03:00 ARABAN-BESNİ-ADIYAMAN VE TANRININ GAZABI 01-01-1970 03:00 VOLUME III... HALK KART 01-01-1970 03:00 VOLUME I... KENT LOKANTASI, EMEKLİ ÇAY EVİ, KADIN DİNLENME EVİ 01-01-1970 03:00 HİZMETTE 1. YIL (FRAGMAN) 01-01-1970 03:00 İÇİMDEN ŞEHRİME ÇIKTIĞIM YOLCULUKTUR 01-01-1970 03:00 BANKA HAVALESİYLE CİN ÇIKARMA 01-01-1970 03:00 Sümerpark... 01-01-1970 03:00 KİM GELMİŞ 01-01-1970 03:00 ÜLTİMATOM! 01-01-1970 03:00 YAZIK ETTİNİZ 01-01-1970 03:00 SIRRI SÜREYYA ÖNDER 01-01-1970 03:00 HAMAS, HAMASET, GAZZE ve HUZUR 01-01-1970 03:00 AYNI KAFANIN ZIT TARAFLARI 01-01-1970 03:00 Şair Değilim 01-01-1970 03:00 DOSTO 01-01-1970 03:00 BİR İLKE DAHA İMZA ATMAK İSTEYENLERİN DİKKATİNE... 01-01-1970 03:00 ALÇAKLIĞIN DA BİR SINIRI VAR 01-01-1970 03:00 İŞ İŞTEN GEÇMEDEN ÖNCE 01-01-1970 03:00 ŞÜKÜR KI İŞİMİZ ALLAH'A KALMIŞTIR 01-01-1970 03:00 BILIP BILMEDIGIMIZ 01-01-1970 03:00 Mühim Mesele 01-01-1970 03:00 ILK SAHUR 01-01-1970 03:00 DIPLOMA... 01-01-1970 03:00 KAHRAMANLAR RESMI GEÇITI 01-01-1970 03:00 HAKEMLER, HAKİMLİK VE TÜRK FUTBOLUNUN İÇİNE GİRDİĞİ ÇIKMAZ ÜZERİNE 01-01-1970 03:00 Bundan böyle kılı kırk yararak yazmayacağım. 01-01-1970 03:00 Cumhurbaşkanımıza Arzuhali(miz)dir 01-01-1970 03:00 VEKİLLERİN ADIYAMAN’DA BELEDİYE BAŞKANININ DIŞARIDA İŞİ NE? 01-01-1970 03:00 SORUMSUZLAR ÜLKESİ 01-01-1970 03:00 İnadına bir şeyler yazmıyorum 01-01-1970 03:00 EN BÜYÜK MUHAFAZAKÂR EBU CEHİL'Dİ 01-01-1970 03:00 ELEKTRİK SAYAÇLARI 01-01-1970 03:00 Kim Nerede Ne Yapıyor? 01-01-1970 03:00 BEN OLSAM CAMI KIRAR KAÇARDIM ; ÇÜNKÜ KAPI KİLİTLİ 01-01-1970 03:00 Asgari bir yaşam standardı 01-01-1970 03:00 Şimdi Burdaydım Az Önce Gittim 01-01-1970 03:00 BAKANI BEKLERKEN 01-01-1970 03:00 ÜÇ KURUŞLUK AKLIMIZ VAR, ONU DA ÇOK GÖRMEYİN 01-01-1970 03:00 KİM BİLİR ? 01-01-1970 03:00 PARADOKS 01-01-1970 03:00 KAHRMANLIKLAR RESMİ GEÇİDİ 01-01-1970 03:00 SON DURAK 01-01-1970 03:00 Şehrin Göbeğinde Gürültü eziyeti 01-01-1970 03:00 "İSYAN AHLAKI" 01-01-1970 03:00 Şahlanan Ekonomiyi Görmüyorsunuz! 01-01-1970 03:00