BEN OLSAM CAMI KIRAR KAÇARDIM ; ÇÜNKÜ KAPI KİLİTLİ
Devletin resmi nüformasıyla mahalle bakkalına giren zabıta, rafları aşağıdan yukarıya, yukarıdan aşağıya, sonra sağdan sola, soldan sağa iyice bir süzdükten sonra ellerini, bakkalın küçücük masasına dayayarak yüzüne dik dik bakar. Buyurgan bir ses tonuyla;
- Hakkında şikâyet var.
Bakkal efendi, bunun bir kamera şakası olup olmadığını anlamak için yerinden kalkar, önce resmi nüformalı zabıtayı, sonra etrafı yavaş yavaş süzer. Şüpheli bir durum yoktur. Dışarı çıkıp etrafı iyice bir kolaçan ettikten sonra, yine yavaş adımlarla ve son derece sakin bir şekilde masasına oturur.
- Ne şikayeti varmış memur bey?
Resmi nüformalı zabıta avını köşeye sıkıştırmış olmanın zevkiyle tezgahtaki minik çikolatalardan birini alarak minik minik ısırmaya başlar.
- Mahalleliden şikayet var, daha iki ay önce 30 TL’ye sattığın tuvalet kağıdını bugün 60 TL’ye satıyormuşsun, hayırdır?
- Hayırdır hayır olmasına da memur bey, mahallede tuvalet kağıdı kullanan var mı bilmiyorum ama gördüğünüz gibi ben tuvalet kağıdı satmıyorum. Daha önce de hiç satmadım üstelik. Mahalleden istediğine sorabilirsin.
Resmi nüformalı zabıta aldığı cevaptan memnun kalmamıştır.
- Tuvalet kâğıdı satmıyorsun diye bu zam yapmadığın anlamına gelmez. İki ay önce 30 TL’ye sattığın 5 LT’lik yağı bugün 45 TL’ye satmana ne demeli peki?
- Onu doğru söyledin işte memur bey. Aynı yağ marketlerde 50’TL’ye satılıyor çünkü.
- Zam yaptığını kabul ediyorsun yani.
- Zam yaptığımı kabul etmiyorum, zam geldiğini kabul ediyorum.
- Toptancı suçlu öyle mi?
- Toptancı mı suçlu, sen mi suçlusun bilemem. Bildiğim eskisinden daha az kar ettiğimdir.
- Anlaşılan sen hem yalancı hem de stokçusun. Cezanı çekeceksin.
Bakkal efendi, kendisi için yalancı ve stokçu diyen resmi nüformalı zabıtanın yakasına yapışır.
- 20 mt karelik dükkanda neyin stokunu yapacakmışım? Kiramı ödeyemiyorum. Kaç yıllık bağkur borcum duruyor, sen neyin stokundan bahsediyorsun?
Resmi nüformalı zabıta bir adım gerileyerek yakasını bakkalın ellerinden kurtarır.
- Hakkında şikâyet var dediysek, şikayet var. Mahalleliye mi inanacam, yoksa senin gibi bir bakkal parçasına mı?
Bakkal Efendi içinden la havle çekerek, elinden de bir kaza çıkmasını istemeyerek aklını kurcalayan meseleyi sorar:
_ Şu memlekette benden başka denetlenecek kimseyi bulamadınız mı, gücünüz bana mı yetiyor?
_ Sen kimsin be, kendini ne sanıyorsun, diyerek Bakkal Efendi'nin sözünü keser zabıta. Senin dünyadan haberin yok. Belli ki haberleri de takip etmiyorsun. Senin gibi fahiş zam yapan, stopçuluk yapan, garip gurebanın, fukaranın kanını emen herkes artık bizim radarımızda.
Biz de emir kuluyoruz, fiyatları fahiş şekilde arttıran kim varsa ümüğüne çökeceğiz.
Bakkal Efendi hakarete uğradığının farkına vararak ama sakin kalması gerektiğini de bilerek bir kez daha sorar;
- Senin bu fahiş fiyat dediğin sadece benim sattığım ürünlerde mi geçerli? Yoksa elektrik, doğalgaz, benzin, motorin, sigara, harçlar vergiler, bağ-kur primi bu kapsamın dışında mı?
Devletin resmi nüformalı memuru sözün varacağı yeri anlamıştır. Son derece asabi bir şekilde, sesini yükseltip dişlerini gıcırdatarak:
- Birincisi, sen bana sen diyemezsin. İkincisi, aklının ermediği konularda fikir yürütemezsin. Üçüncüsü, Devlet i temsil eden bana ve devlet büyüklerinin kararlarına saygı duyacaksın.
Senin gibi bir bakkal parçasına daha fazla zaman ayıracak değilim.
Etin budun beş para etmez. Seni muhatap alıp geldiğimize şükret. Yoksa sen kimsin ki benim gibi biriyle böyle konuşabilesin. Cezanı keseceğim, sen de tıpış tıpış onu ödeyeceksin.
Birden fazla kez hakarete uğramanın kızgınlığı ve aklına gelen borç harçlarla birlikte bakkalın nevri döner.
Cep telefonu ile 112'yi tuşlar. Acil bir durum olduğunu söyleyerek adres verir. Sonra dükkanın demir kapısını kitleyerek, tezgâhın altında tuttuğu fakat bugüne kadar hiç işine yaramadığı merdane şeklinde yontulmuş sopayı kapar, sağ eline iki kez tükürdükten bismillahı çeker ve resmi nüformalı zabıtanın arkasında durur. Sonra Allah ne verdiyse…
***
Kaç zamandır böyle bir hikâye yazmayı düşünüyordum ama sonra vazgeçtim… An itibarıyla kafam gemi kazanı gibi. Normal hale geldiğinde yazmayı düşündüğüm hikayeyi yazacağım...
Yazılmamış olan bu hikâye tamamen kurgudan ibarettir. Gerçeklerle hiçbir ilgisi yoktur. Sonra koca ülkede bir hadise cereyan eder, bu öyküyü bahane eden birileri çıkar, bir başkasına musallat olur, başına bela alır neme lazım…