Neşet Ertaş’ın ardından 14 yıl: Bozlak, ‘fakirin cigarası’ ve bugünün sanatçılarına kalan büyük miras

ADIYAMAN (PERRE) - (Murat KAYIŞ) - Köy düğünlerinde babasının yanında sazla tanışan bir çocuk, yıllar sonra Anadolu'nun acısını, aşkını, gurbetini ve yoksulluğunu milyonların ortak dili haline getirdi. 'Garip' mahlasıyla yazdı, bağlamayı kendine özgü bir dile dönüştürdü, bozlağı Kırşehir'in sınırlarından çıkarıp Türkiye'ye taşıdı. Neşet Ertaş, 25 Eylül 2012'de yaşamını yitirdi ancak 'Gönül Dağı'ndan 'Ah Yalan Dünya'ya uzanan eserleri, kendine özgü saz tavrı ve hayat karşısındaki duruşuyla 14 yıl sonra da yaşamaya devam ediyor.

KÜLTÜR - SANAT - 25-09-2026 17:00

Neşet Ertaş’ın ardından 14 yıl: Bozlak, ‘fakirin cigarası’ ve bugünün sanatçılarına kalan büyük miras

1938 yılında Kırşehir'in Kırtıllar köyünde dünyaya gelen Neşet Ertaş'ın sanat hayatı bir konservatuvar sınıfında değil, babası Muharrem Ertaş'ın peşinden gittiği köy düğünlerinde başladı. Bozlak geleneğinin 'Abdal ağzı'ndaki en önemli ustalarından biri kabul edilen Muharrem Ertaş, oğluna yalnızca saz çalmayı değil, yüzyıllardan süzülüp gelen bir müzik kültürünü de aktardı. Neşet Ertaş çocuk yaşta önce ritim çalgıları ve kemanla, ardından ömrü boyunca elinden bırakmayacağı bağlamayla buluştu.

Henüz 14 yaşındayken TRT Ankara Radyosu'nda Muzaffer Sarısözen'in yönettiği 'Yurttan Sesler' programında bozlak okudu. 1957'de İstanbul'a gittiğinde ise ilk plağını babası Muharrem Ertaş'a ait 'Neden Garip Garip Ötersin Bülbül' ile çıkardı. Ardından plaklar, radyo kayıtları, düğünler ve konserler geldi. Yerel bir müzik geleneğinin içinden çıkan Ertaş'ın sesi giderek bütün Türkiye'nin sesi oldu.

BOZKIRI TÜRKİYE'YE TAŞIDI

Neşet Ertaş'ın farkı yalnızca güçlü sesi ya da bağlama tekniği değildi. Babasından aldığı geleneği olduğu gibi tekrar etmek yerine onu kendi hayatı, dili ve duygusuyla yeniden yorumladı.

Kültür ve Turizm Bakanlığının kayıtlarında Ertaş'ın Abdal tarzı çalma ve söyleme geleneğini farklı bir boyuta taşıdığı, söz ve müziği kendisine ait çok sayıda eser ürettiği belirtiliyor. Bağlama çalma tekniği ile türkü ve bozlak söyleme tavrı üniversitelerde ve konservatuvarlarda tezlere ve akademik incelemelere konu oldu.

Ertaş'ın müziğinde aşk kadar ayrılık, gurbet kadar yoksulluk, insan kadar toprak vardı. 'Garip' mahlası tesadüf değildi. Kendi hayatından geçen acıları bir kişinin hikayesi olmaktan çıkarıp herkesin anlayabildiği birkaç dizeye, birkaç tele ve bir sese dönüştürdü.

BOZLAK NEDİR?

Neşet Ertaş'ı anlamanın yolu biraz da bozlağı anlamaktan geçiyor.

Bozlak, özellikle İç Anadolu, Güney Anadolu ve Toroslar çevresinde Avşar ve Türkmen toplulukları arasında gelişen bir uzun hava türü. Kelimenin kökü 'bozlamak'; yani ses vermek, haykırmak, feryat etmek anlamlarıyla ilişkilendiriliyor. Bozlaklar yiğitleme, güzelleme, ağıtlama ve kerem bozlağı gibi farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor. Bağlamayla icra edilebildiği gibi çalgısız da söylenebiliyor.

Dolayısıyla bozlak yalnızca bir müzik formu değil; çoğu zaman söze sığmayan acının sese dönüşmüş hali.

Muharrem Ertaş, Hacı Taşan, Çekiç Ali ve Neşet Ertaş bu geleneğin en güçlü isimleri arasında gösteriliyor. Neşet Ertaş'ın yaptığı ise bozlağın yerel karakterini kaybetmeden milyonlarca insana ulaşmasını sağlamak oldu.

'GÖNÜL DAĞI'NDAN 'AH YALAN DÜNYA'YA

Neşet Ertaş'ın ardında bıraktığı külliyatın büyüklüğünü yalnızca birkaç popüler eserle anlatmak mümkün değil. Hayatı boyunca yüzlerce plak, kaset ve uzunçalar kaydı yaptı. 'Gönül Dağı', 'Ah Yalan Dünya', 'Neredesin Sen', 'Gönül Yarası', 'Zülüf Dökülmüş Yüze', 'Niye Çattın Kaşlarını' ve 'Mühür Gözlüm' onun sesiyle hafızalara yerleşen eserlerden yalnızca bazıları.

Ancak Ertaş repertuvarında önemli bir ayrım da bulunuyor. Bazı eserlerin söz ve müziği doğrudan kendisine aitken, bazıları babası Muharrem Ertaş'tan veya geleneksel repertuvardan geliyor; bazı şiir ve türküler ise onun yorumuyla geniş kitlelere ulaştı.

Örneğin 'Zahidem'in hikayesini kendisi anlatırken, 13-14 yaşlarındayken bir düğünde eline verilen şiiri yıllar sonra düzenleyip plağa okuduğunu söylemişti. 'Neredesin Sen'in sözlerini ise cezaevindeyken kağıt verilmediği için sigara kağıtlarının üzerine yazdığını anlatmıştı.

Bu nedenle Neşet Ertaş'ın büyüklüğü yalnızca beste yapmakta değil, bir esere kendi yorumuyla yeni bir hayat verebilmesinde de aranıyor.

ALMANYA YILLARI VE YENİDEN DÖNÜŞ

1970'lerin sonlarında yaşadığı sağlık sorunları nedeniyle saz çalmakta zorlanan Ertaş, tedavi amacıyla Almanya'ya gitti. Çocuklarının eğitimi ve çalışma hayatı nedeniyle uzun yıllar Almanya'da kaldı; Avrupa'da yaşayan Türklerin düğünlerinde ve konserlerinde sazını çalmaya devam etti.

Türkiye'ye büyük dönüşü ise 2000 yılında İstanbul'da verdiği konserle oldu. Yıllarca gözlerden uzak yaşayan Neşet Ertaş'ın yeniden sahneye çıkışı, yeni kuşakların da onun müziğiyle tanışmasını sağladı.

2006 yılında TBMM Üstün Hizmet Ödülü'nü aldı. 2009 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Mirasın Korunması Sözleşmesi çerçevesinde oluşturulan Türkiye 'Yaşayan İnsan Hazineleri' Ulusal Envanteri'ne dahil edildi. 2011'de İstanbul Teknik Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tarafından fahri doktora unvanına layık görüldü.

DEVLET SANATÇILIĞINI NEDEN KABUL ETMEDİ?

Neşet Ertaş'ın sanat anlayışını anlatan önemli olaylardan biri, kendisine teklif edilen 'Devlet Sanatçısı' unvanını kabul etmemesiydi.

Ertaş, bu kararının gerekçesini herkesin bu devletin vatandaşı ve sanatçısı olduğunu, ayrıca böyle bir unvanda ayrım gördüğünü belirterek açıklamıştı. Buna karşılık TBMM Üstün Hizmet Ödülü'nü, temsil ettiği kültüre hizmet eden geçmiş kuşaklar adına kabul ettiğini söylemişti.

Bu tavrı, onun şöhretle kurduğu ilişkinin de önemli göstergelerinden biri oldu: Ünvanın önüne değil, sazın arkasına geçmeyi tercih etti.

ERDOĞAN'LA HAFIZALARA KAZINAN 'FAKİRİN CİGARASI' SOHBETİ

Neşet Ertaş'ın hafızalarda kalan en renkli televizyon görüntülerinden biri de dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan ile yaşadığı sigara sohbetiydi.

18 Eylül 2009'da ATV'de yayımlanan 'Başbakan ile Özel' programına Erdoğan'ın yanı sıra Neşet Ertaş ve Zekai Tunca da katıldı. Dönemin 'Dumansız Hava Sahası' uygulamalarının konuşulduğu programda Erdoğan, sigarayla mücadeleyi anlatırken bir çocuğun kendisinden babasına sigarayı bıraktırmasını istediği anısını paylaştı. Programın görüntüleri ve AA arşiv kayıtları buluşmanın 18 Eylül 2009'da gerçekleştiğini doğruluyor.

Tam bu sırada Neşet Ertaş söze girdi.

Hafızalara yıllar içinde 'Fakirin cigarasına karışmayın' biçiminde yerleşen çıkışın dönemin haber kayıtlarındaki ifadesi, 'Fakirin sigarasına dokunmayın' şeklindeydi. Ertaş, kendine özgü mizahıyla yoksul insanın sıkıntısını sigara üzerinden anlatınca Erdoğan da esprili biçimde Ertaş'la ayrıca konuşmaları gerekeceğini söyledi.

Sohbet burada da bitmedi. Ertaş sigara kullananların da düşünülmesi gerektiğini söylerken Erdoğan, sigaranın insan sağlığına zarar verdiğini vurgulayarak buna karşı çıktı. Yani yıllar sonra yalnızca Ertaş'ın esprili cümlesi hatırlansa da sohbet aslında sigara yasağı, halk sağlığı ve tiryakilerin durumu üzerine karşılıklı ve gülümseten bir tartışmaydı.

O kısa diyalog aynı zamanda Neşet Ertaş'ın dilini de özetliyordu. Devletin başındaki isimle konuşurken bile protokol dili kullanmak yerine köyde, kahvede, düğünde nasıl konuşuyorsa öyle konuşuyordu.

ŞÖHRETİ BÜYÜDÜ AMA DİLİ DEĞİŞMEDİ

Neşet Ertaş'ın bugünün sanatçılarına bıraktığı miras belki de tam burada başlıyor.

Onu farklılaştıran ilk özellik sahicilikti. Sahneye çıktığında başka, hayatın içinde başka bir Neşet Ertaş yoktu. Konuşurken kullandığı dil ile türkülerindeki insan aynı insandı.

İkincisi, geleneği taklit etmeden koruyabilmesiydi. Babası Muharrem Ertaş'tan aldığı Abdal ve bozlak mirasını müzeye kaldırmadı; kendi besteleri, kendi bağlama tavrı ve kendi yorumuyla yaşayan bir kültüre dönüştürdü. Bugünün sanatçısı açısından belki de en önemli ders burada yatıyor: Yenilik, geçmişi silmek zorunda değil; geleneği bilmeden yapılan yenilik de çoğu zaman köksüz kalıyor.

Üçüncüsü şöhret karşısındaki mesafesiydi. Devlet Sanatçısı unvanını reddedebilecek kadar kendi sanatçı kimliğinden emin, buna karşılık kültürü adına verilen TBMM ödülünü kabul edecek kadar temsil ettiği geleneğin farkındaydı.

Oğlu Hüseyin Ertaş'ın yıllar sonra anlattığı bir başka ayrıntı da bu yaklaşımı tamamlıyor. Babasının insanların cebindeki sigara parasını almak istemediği için biletli konserlere sıcak bakmadığını ve çoğunlukla halka açık konserleri tercih ettiğini söyledi. Bu, ailesinin aktardığı bir hatıra olmakla birlikte Neşet Ertaş'ın para ve şöhretle kurduğu ilişkiye dair dikkat çekici bir tanıklık.

25 EYLÜL 2012'DE SUSTU, TÜRKÜLERİ SUSMADI

Neşet Ertaş, kanser tedavisi gördüğü İzmir'de 25 Eylül 2012 sabahı 74 yaşında hayatını kaybetti. Ailesinin açıklamasına göre son isteği, babası Muharrem Ertaş'ın yanına defnedilmekti. Bir gün sonra Kırşehir'de toprağa verildi. Cenaze törenine dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan da katıldı ve Ertaş'ın tabutunu bir süre taşıdı.

Aradan 14 yıl geçti.

Değişen müzik teknolojileri, dijital platformlar, milyonluk izlenmeler, birkaç haftada doğup birkaç ayda unutulan şarkılar arasında Neşet Ertaş'ın elinde hala yalnızca bir bağlama var.

Ama o bağlamanın tellerinden yükselen ses hala kalabalık.

Çünkü Neşet Ertaş geride yalnızca türküler bırakmadı. Bir sanatçının kendi toprağından kopmadan evrenselleşebileceğini, şöhretin insanı halkından uzaklaştırmak zorunda olmadığını, sanatın gösteriden önce samimiyet ve hafıza olduğunu gösteren bir hayat bıraktı.

Belki de onu bugün hala yeni kuşaklara anlatmamızın nedeni tam olarak bu.

Neşet Ertaş artık yok.

Ama Gönül Dağı hala yağmur boran olunca akar.

Kaynak : PERRE

DİĞER HABERLER
SON BEŞ YILDA 628 BİN SEYAHATSEVER GENÇ YURTLARDA ÜCRETSİZ KONAKLADI

SON BEŞ YILDA 628 BİN SEYAHATSEVER GENÇ YURTLARDA ÜCRETSİZ KONAKLADI

23-09-2026 - KÜLTÜR - SANAT

YAZAR ALİ AYÇİL ŞANLIURFALI OKURLARIYLA BULUŞTU

YAZAR ALİ AYÇİL ŞANLIURFALI OKURLARIYLA BULUŞTU

13-09-2026 - KÜLTÜR - SANAT